bahçelievler escort sisli escort

bodrum escort

Dili Tutmak Acizlik Değildir
Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Dili Tutmak Acizlik Değildir
Kadın, elmas hükmünde olan yumuşaklığını, şefkatini, nezaketini; yani kendisini bir erkekten ayıran en belirleyici vasıflarını her zaman muhafaza etmeye çalışmalıdır. Çünkü kadının bu hasletleri onun en kıymetli hazineleridir.
22 Aralık 2014 Pazartesi 11:12
 Bu Haberi Paylaş
Dili tutmak bazen ilaç olur sorunlara. Geliverir dertlerinden imdat eden insana. Bir sekine hali olup her ne kadar yutması zor olsa da kelimeleri, her ne kadar boğaza bir acı olup takılsa da sözler, her ne kadar acizlik gibi görünse de nefislere; susmak ya da cevabı ertelemek yani tam konuşmayı hedeflemişken sözü frenlemek bazen geleceğe en iyi yatırım oluverir. Üstelik ölünceye kadar bir kazanıma dönüşecek, ahirette karşılığı alınacak, Hakkı razı edecek bir yöntem... Etkisini belki birkaç dakika sonra dahi gösterecek olan bir kazanım…

Nefse çok ağır gelen tasvirlerin yapıldığı, sözlerin söylendiği bir zamanda dili tutmak; gönüllere girebilmeye, sözün kıymetini arttırmaya, şahsiyeti korumaya, afiyete ermeye bir vesiledir. Üstelik yaralanmamak adına yaralamamaktır. Yıpranmamak adına yıpratmamaktır. Böyle zamanlarda dili tutmamak iki uçlu bir bıçak görevi görüp hem karşı tarafı yaralar, hem de yaralanan karşı tarafın kişiyi daha fazla yaralamasına neden olur.

Çok kritik zamanlarda dili tutmak sabırla eşdeğer olduğu için imani bir durumdur. Peygamber Efendimiz (SAV) o yüzden “Sabır imanın yarısıdır” buyurmuştur. O halde dili gereken yerde tutmak, edepli bir konuşma diline sahip olmak imanının kuvvetine işaret ederken, tutmamak ise imanın zayıflığına işarettir. Çünkü dil, kalbin durumunu gösteren bir aynadır ve kalbin içinde bulunan iman da bir ölçeği mesabesindedir. İnsan için frenleyici bir özelliği olan ve otokontrol mekanizması görevi gören iman zayıflayınca; dil de arıza çıkartmaya başlar. İmanla bağı olan dil, frenlenmeye çalışıldığında ise kalpteki iman kuvvet bulur ve orası bir selamet yurduna dönüşür.

Aile içinde dili tutmak konusunda eşler kendilerini frenlemeli, dilleri üzerinden nefislerini yarıştırmamalıdırlar. Bu konuda en fazla sorumluluk, bir eğitmen olduğu ve evin merkezi odak noktası olduğu için kadınındır. Çünkü kadının kendisini frenlemesi hem kocasını terbiye eder, hem de çocuklarını eğitir. Bayan kardeşlerimiz yine bana kızacaklar belki, ama yazarken taraf tutma gibi bir gayem yoktur. Kadının hakkına girmekten, onun değerini düşürmekten Allah'a sığınırım. Amacım kadının makamını, şahsiyetini, değerini korumasına yardımcı olmaktır…

Kadın, elmas hükmünde olan yumuşaklığını, şefkatini, nezaketini; yani kendisini bir erkekten ayıran en belirleyici vasıflarını her zaman muhafaza etmeye çalışmalıdır. Çünkü kadının bu hasletleri onun en kıymetli hazineleridir.

Kocasından yana haksızlığa uğrayan, ağır sözler işiten kadın, ona benzeriyle mukabele etmenin sonuçlarını hesaba katmalı, aklını kullanmalı ve sabırlı olmalıdır. Yeryüzünde kendisine sabrı işaret eden delillere bir bakmalıdır. Yüce Rabbimizin istese hemen var edeceği bir canlıyı anne karnında aylarca bekletmesinin, bir çiçeğin aylarca süren serüveninin, bir toplumun sümbüllenip yıllar sonra meyveli bir ağaca dönüşmesinin işaretleri olan sabrı güzel neticeler almak için kullanmalıdır. Sorunların etkisinden sıyrılıp; bağrında nice canlılara rızık barındıran dağlar gibi evlatlarını bağrında güzel ahlakla doyurmalı, onları ova ve bayırlar misali engin bir yürekle sabır kokan kollarında büyütmelidir. Her davranışını kopyalayacak olan çocuklarına “kendini frenleyebilmek, insanlardan gelebilecek eza ve cefaya tahammül edebilmek” gibi bir serveti miras bırakmalıdır.

Birçok kadın, kocasından yana haksızlığa veya hakarete uğradığı zaman dilini tutmayı bir esaret olarak görüyor. Hâlbuki kadın, asıl dilini tutmadığı zaman fazla haksızlığa uğrar ve yalnızlığa itilir. Kocasını kendisine karşı daha merhametsiz bulur. Kaybeden, ağlayan, yıpranan kendisi olur. Hatta aile içi şiddetin en önemli nedenlerinin başında kocasıyla laf yarıştırması gelir. Yaptığı haksızlık karşısında hanımının kendisini frenlediğini gören erkek ise hatasını kavrar ve kendince tamir yoluna gider. Kadın ise kocasının yanlışlarını konuşma, ona nasihat etme gibi bir fırsatı elde etmiş olur. Fakat elde ettiği bu fırsatı kadın, doğru ve iyi bir şekilde kullanmalıdır.

Allah Resulü (SAV) hatalarından dolayı -düzeltmek için- her insana farklı yöntemlerle yaklaşmış ve uygun zamanı kollamıştır. Sonra kişinin kalbini söyleyeceklerini almaya hazır hale getirmiştir. Bunu yaparken kişiye yanlışından dolayı tavır almamış, olumlu yönlerini ön plana çıkartarak yanlışı üzerinden nasihat etmiştir. Resulullah (SAV), konuşurken düşündürmüş, yanlışların farkına vardırmış, karşısındakinin vicdanını aktif hale getirmeye çalışmıştır.

Onun için kocasından yana sıkıntılarını dile getirecek olan kadının kurduğu cümlelerin hakaret içermemesi ve suçlayıcı bir dil yerine iyileştirici bir dil olması gerekir. Suçlayarak başlanan bir konuşmada daha yolun başında araya duvar örüldüğünden karşı tarafın düzelmesinde hiçbir rolü olmayacaktır. Ortamın gergin olduğu bir zamanda da asla karşı tarafı düzeltmeye çalışma gibi bir yol izlenmemelidir.

Konuşulması, düzeltilmesi, çözülmesi gereken davranışları ve sorunları konuşmak için uygun zamanı kollamak, uygun bir dil kullanmak yalnızca eşler arası uygulanacak bir yöntem değildir. Çocuğun yanlış davranışlarına karşı da hemen tepki verilmeyip, daha sağlıklı düşünülmeli, sebepler gözden geçirilmeli ve en düzeltici bir dil ile yanlışlarının farkına varılması sağlanmalıdır. Ortam şartları ve kişinin karakterini göz önünde bulundurmak; insanları idare etmede, yönlendirmede ve düzeltmede izlenecek en etkili yoldur.

Karşı tarafın düzelmek için neye ihtiyacı varsa o şekilde konuşmak yine dili terbiye etmekle mümkündür. İnsanın büyük bir hırsla konuşmayı istediği zaman dilini tutması zor olsa da gönüllerin fethi; dili doğru kullanmakla mümkündür. Allah Resulü (SAV) “İnsanların yuttuklarının arasında en hayırlısı, konuşmayı yutmasıdır” buyurmuştur. İşte bu hadis insanın nefsine ağır gelen durumlarda devreye girmelidir.

Sahabelerden bir tanesi “Bazı ortamlarda o kadar çok konuşma isteği bende hâsıl oluyor ki; tıpkı çölde susuz kalan bir insanın serabı görüp de o sudan içmeyi istemesi gibi… Ama o durumda Allah Resulü'nün hadisi aklıma gelip susuyorum” demiştir.

Gereken durumlarda susmak aynı zamanda kişinin kalbi hastalıklarını da tedavi eder. İnsana devamlı kendisini beğenme duyguları ve her başarısının ardından kibirlenme duyguları galebe çalabilir. İşte bu hastalıkları, nefse çok ağır gelen durumlarda susmak silip süpürür, terbiye eder. Kişiyi olgunlaştırır, kalbe güzel hasletlerin tohumlarını atar. O tohumlar filizlendikçe etrafa güzellikler saçar; kişinin İslami şahsiyeti kıvam bulur. Böylece hayatın pişmanlık duygularıyla bocalayarak heder olmasının önüne geçilmiş olunur.

Aynur Sülün / Nisanur Dergisi - Aralık 2014 (37. Sayı)
 
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Toplam (1) adet yorum eklenmiştir.
@Adınız Soyadınız
10 Mart 2017 Cuma 09:00
çok güzel bir yazı ve bana çok yardımcı olacağına inanıyorum. yazı için teşekkür ederim. Allah razı olsun
  YORUM DEVAMI
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
ALINTI YAZARLAR
Diğer Yazarlar
SON YORUMLAR