Din ve Akýl Ýliþkisi
Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Din ve Akýl Ýliþkisi
Ýnsanlýk düþünce tarihinde doðru bilgiye ulaþma vasýtalarýnýn neler olabileceði hep tartýþma konusu olagelmiþtir. Felsefenin de en önemli konularýndan birisi budur.Bu hususta temel bazý ekoller oluþmuþtur.
03 Ağustos 2015 Pazartesi 10:41
 Bu Haberi Paylaş
Ýnsanlýk düþünce tarihinde doðru bilgiye ulaþma vasýtalarýnýn neler olabileceði hep tartýþma konusu olagelmiþtir. Felsefenin de en önemli konularýndan birisi budur.Bu hususta temel bazý ekoller oluþmuþtur.

Doðru bilgiye ulaþmak mümkün müdür, mümkün deðil midir? Yani insan sahip olduðu maddi ve manevi cihazlarý ile mutlak doðru bilgiye ulaþabilir mi, ulaþamaz mý?

Ýþte burada genel olarak iki ekol oluþmuþtur.

Birinci Ekol :Mutlak doðru bilgiye insan maddi ve manevi cihazlarýndan birisi ile ya da bütünü ile ulaþabilir diyenlerdir. Bunlar da kendi aralarýnda, insan hangi cihazý ile doðru bilgiye ulaþabilir ayrýþmasý içine girmiþtir. Bu hususta belli baþlý temel ekolleri sýralayalým.

Rasyonalizm:Salt doðru bilgiye sadece akýl ile ulaþýlabileceðini temel alan ekoldür. Bunlara göre akýl kendi aleminde kurallar ve ölçüler koyabilen ve buna göre doðruyu bulabilecek ilkeleri oluþturabilen yeteneðe sahiptir. Bu yüzden doðru bilginin tek kaynaðý akýldýr. Diðer bilgi kaynaklarýný önemsiz araçlar olarak görürler. Özellikle din, vahiy ve ilham gibi doðru bilgi kaynaklarýný reddederler.

Empirizm( Duyumculuk): Doðru bilginin tek kaynaðý ve ölçüsü insanýn yaþamý sürecinde duyu organlarý ile gördüðü ,tecrübe ile anladýðý þeylerden ibarettir. Ýnsanýn zihni ve alemi boþ bir kaðýt gibidir, zamanla tecrübe ve deneyler ile elde edilen bu bilgiler ile dolar. Ýþte mutlak doðrular bundan ibarettir. Bunun dýþýnda baþka bir doðru yoktur.Yani bütün her þey insanýn beþ duyusu ile gördüðü ve tecrübe ettiði þeylerden ibarettir. Bundan baþkasý ve ötesi yoktur, görüþüdür. Akýl, deney ve duyum olmaksýzýn hiçbir iþe yaramaz. Kendi baþýna düþünemez. Böyle olunca, akýlcýlýk akýmýnýn zýttý bir ekoldür.

Sezgiselcilik ( Kalp Gözü): Ýnsan mutlak doðru bilgiye ve hakka ancak sezgi ve kalbin inkiþafýndan sonra ulaþabilir, görüþüdür. Ýnsan, kalp gözü ile doðru ve hakikatleri idrak eder. Bunun dýþýnda, akýl ve duyumlar önemsiz detaylardan ibarettir. Ýnsan, ancak kalp aydýnlanmasý ile doðrularý görür ve ulaþýr. Ýslam tarihinde bunlara iþrakiyyun denilmiþtir. Kalbin aydýnlanma aracý olarak da bir takým riyazet tarzý disiplinleri benimsemiþlerdir. Sezgicilikte sebep sonuç baðýntýsý kurmaksýzýn süratli ve sebepsiz olarak birden doðruya ulaþýlýr.

Nakilcilik (Doðru Haber) : Doðru bilgiye, doðru haber ile ulaþýlabilir görüþüdür. Doðru haber ise vahiy ve Ýlahi buyruklardýr. Bu görüþte olanlara göre akýl, sezgi ve duyumlar doðru bilgi kaynaðý ve vasýtalarý olamaz. Doðru bilginin tek kaynaðý dindir. Bu yüzden akýl, sezgi ve duyumlarý din dýþý olarak algýlarlar. Hýristiyan ve Yahudi aleminde dogmatizm olarak bilinen dini mezhepleri buna örnek olarak gösterebiliriz. Bu deðerlendirmeler insanlýk düþünce tarihi içindir. Özel olarak Ýslam alemi için deðerlendirmeler geniþ bir þekilde konunun ileriki bölümlerinde incelenecektir.

Ýslam tarihinde bu tip baðnaz görüþte olanlar genelde Haricilik, Vehhabilik, Neo Selefcilik, akýmlarýdýr. Sezgi aðýrlýklý olan tasavvuf ve tarikatý inkar etmeleri, aklý ön plana çýkaran Kelam ilmine bidat nazarý ile bakmalarý hep bu baðnaz fikirlerindendir. Günümüzde bazý ilahiyat kökenli hocalar da bu akýmlarýn tesirinde kalmýþlardýr. Bu yüzden kalp aydýnlanmasýný öne çýkaran bazý tasavvuf büyüklerini tadlil ve tekfir ediyorlar.

Yukarda özetle verdiðimiz ekollerin hepsi doðru bilgiye ulaþmayý mümkün gören ekollerdir. Bu yüzden doðru bilgiye ulaþýlýr mý, ulaþýlmaz mý? Sorusundan ziyade, hangi araç ve vasýta ile ulaþýlýr tartýþmasý hakimdir bu ekoller arasýnda.

Ýkinci Ekol :Ýnsanlýk düþünce tarihinde mutlak doðru bilgiye ulaþýlamayacaðýný savunan ekollerde vardýr. Bunlarý da özetle izah edelim.

Septisizm (?üphecilik): Doðru bilgiye ulaþmanýn imkansýz olduðunu savunan genel felsefedir. Bunlar da kendi aralarýnda þiddet bakýmýndan sýnýflara ayrýlýrlar. Bazýlarý doðru bilgiye ulaþmayý muhal görürken, bazýlarý da kuþkuculuk ile yaklaþýr.

Agnostisizm:Bunlar insanýn mahiyetinden kaynaklanan bir yetersizlikten dolayý insanýn hiçbir zaman eþyanýn hakikatini idrak edemeyeceðini savunan bir ekoldür.

Protagoras : "Ýnsan her þeyin ölçüsüdür." der. Protagoras'a göre tüm bilgilerimiz duyumdan gelir. Duyum insandan insana deðiþir. Bir þey bana nasýl görünüyorsa benim için öyledir. Rüzgar, üþüyen için soðuk, üþümeyen için soðuk deðildir. Yani ortak bir doðrunun olamayacaðýný savunuyor. Doðrular her kiþiye göre deðiþir, diyerek genel kabul görmüþ bir doðrunun olamayacaðýný iddia ediyor.

Düþünce tarihinde doðrunun bilinmesinin imkansýzlýðýný savunan bu fikri akýmlar pek itibar görmemiþlerdir. Ekseri filozoflar tarafýndan dýþlanmýþlardýr. Onun için bu akýmlar doðrunun bilinebilirliði görüþündeki ittifaký bozamazlar.

?imdi bu genel tariften sonra bazý tespitler için madde madde mülahazalar yapalým.

Birincisi:Her bir felsefi akým bir hakikatin ucunu veya kýrýntýsýný anlamýþ ve mesleðine tatbik etmiþ. Onun için bu ekolleri deðerlendirirken bütününe batýl ve yanlýþ demek doðru olmaz. Üstat bu manaya; her batýl mezhep içinde bir dane-i hakikat bulunabilir diyerek iþaret ediyor.

Ýkincisi: Bu felsefi ekollerden hiç birisi hakikati bütünü ile ihata edemediði için, kendi görüþüþünden baþka hiçbir görüþü doðru kabul etmiyor.Diðerlerini yanlýþ ve batýl olmak ile itham ediyor.Bu da felsefenin kendi içindeki bir çeliþkisi ve tutarsýzlýðý olarak beliriyor. Ýmam Gazali, eserlerinde bu tutarsýzlýklarý tek tek göstererek onlarý eleþtiriyor.

Yine Üstat da, Sözler adlý eserin Yirmi Beþinci Sözünde verdiði bir temsil ile bu manayý þöyle tarif ediyor; Evet, hakikat-i mutlaka, mukayyet enzar ile ihata edilmez. Kur'an gibi bir nazar-ý külli lazým ki ihata etsin. Kur'an'dan baþka, çendan Kur'an'dan da ders alýyorlar, fakat hakikat-i külliyenin, cüz'i zihniyle yalnýz bir iki tarafýný tamamen görür, onunla meþgul olur, onda hapsolur. Ya ifrat veya tefritle hakaikýn muvazenesini ihlal edip tenasübünü izale eder. ?u hakikat Yirmi Dördüncü Sözün Ýkinci Dalýnda acip bir temsille izah edilmiþtir. ?imdi de baþka bir temsille þu meseleye iþaret ederiz.

Mesela, bir denizde, hesapsýz cevherlerin aksamýyla dolu bir definenin bulunduðunu farz edelim. Gavvas dalgýçlar, o definenin cevahirini aramak için dalýyorlar. Gözleri kapalý olduðundan, el yordamýyla anlarlar. Bir kýsmýnýn eline uzunca bir elmas geçer. O gavvas hükmeder ki, bütün hazine, uzun direk gibi bir elmastan ibarettir. Arkadaþlarýndan, baþka cevahiri iþittiði vakit hayal eder ki, o cevherler bulduðu elmasýn tabileridir, fusus ve nukuþlarýdýr. Bir kýsmýnýn da kürevi bir yakut eline geçer. Baþkasý, murabba bir kehribar bulur, ve hakeza, herbiri eliyle gördüðü cevheri, o hazinenin aslý ve mu'zamý itikad edip, iþittiklerini o hazinenin zevaid ve teferruatý zanneder. O vakit hakaikýn muvazenesi bozulur. Tenasüp de gider. Çok hakikatin rengi deðiþir. Hakikatin hakiki rengini görmek için tevilata ve tekellüfata muztar kalýr. Hatta, bazan inkar ve tatile kadar giderler. Hükema-yý iþrakýyyunun kitaplarýna ve sünnetin mizanýyla tartmayýp keþfiyat ve meþhudatýna itimad eden mutasavvýfinin kitaplarýný teemmül eden, bu hükmümüzü bilaþüphe tasdik eder. Demek, hakaik-ý Kur'aniyenin cinsinden ve Kur'an'ýn dersinden aldýklarý halde-çünkü Kur'an deðiller-böyle nakýs geliyor.

Bahr-i hakaik olan Kur'an'ýn ayetleri dahi o deniz içindeki definenin bir gavvasýdýr. Lakin onlarýn gözleri açýk; defineyi ihata eder. Definede ne var, ne yok, görür. O defineyi öyle bir tenasüp ve intizam ve insicamla tavsif eder, beyan eder ki, hakiki hüsn-ü cemali gösterir.

Üçüncüsü: Doðru bilgiye ulaþmakta yukardaki felsefi ekollerin tespit ettiði her bir araç ve vasýta, aslýnda gerekli ve elzem þeylerdir. Adeta bir bütünün parçalarý gibidir. Nasýl arabanýn hareket etmesi için tekerlek, motor, benzin vesaire gerekli bu parçalardan birisi eksik olursa araba hareket etmez. Aynen bunun gibi Allah, Ýnsan mahiyetini bir bütün olarak yaratmýþtýr. Bu bütünlük içinden bir parçayý atarsan, o mahiyet arabanýn atýl kalmasý gibi atýl kalýr, iþlemez. Yani insana akýl da lazým, sezgi de lazýmdýr. Duyu organlarý da lazým, vahiy ve ilahi haber de lazýmdýr. Bunlarýn biri gerekli, diðeri gereksiz demek, batýl ve yanlýþ olur.

Dördüncüsü: Ýnsaný bir vasýtaya mahkum etmek, yanlýþ hüküm ve neticelere sebebiyet veriyor. Mesela akýl ve duyularý olmayan bir adama, Kuran okumak ve nakli delilleri telkin etmek ne fayda saðlar. Kalbi melekesi inkiþaf etmemiþ birisi, Kuran ve Sünnetin letafet ve inceliklerini idrak edemez. Onun için insan mahiyetinde köþe taþlarý konumunda olan her bir bilgi vasýtasýnýn iþlettirilip inkiþaf ettirilmesi gerekir. O zaman insan tekemmül ile kamil bir insan olur.Yoksa bir vasýtada kaybolup, diðerlerini göremeyen adam, aynen filozoflarýn bir birleri ile çekiþtiði gibi kendi aleminde çekiþip durur.

Beþincisi: Ýnsanlýk bazý hakikatleri hisseder ama tam ihata edemediði için ahenkli olarak tam tarif edemez. Tam tarif için külli ve ihatalý bir nazar lazýmdýr. Ýnsanlýk ve hususen insanlýðýn aklý konumunda olan filozof ve düþünürler, insanýn mahiyetini cüzi ve kayýtlý olarak çözümlemiþlerdir. Bu yüzden insanýn mahiyetindeki her bir vasýtayý, diðerlerini inkar ederek kendilerine esas almýþlardýr.

Ama külli ve ihatalý bir nazara sahip olan Kuran ise her þeyi yerli yerine koymuþtur ve hepsine gereken deðeri vermiþtir. Bu yüzden Kuranda, insanlýðýn hissettiði o belirsiz hakikat daha belirgin ve anlaþýlýr olarak ifade edilmiþtir. Ama maalesef her insan Kuran’ýn o belirgin ve anlaþýlýr yazýsýný okuyamadýðý ve göremediði için idrak edemiyor. Ýþte akliyatta zayýf olan bazý bidat mezhepler, Kuran’ýn o ahenkli ve ihatalý yazýsýný tam okuyamadýklarý için, Ýlham manasýný inkar ediyorlar. Halbuki Kuran, insanýn realitesini inkar etmez, bütünü ile sergiler, o bütünü okuyamamak insana ait bir kusurdur.

Özet olarak; akýl, duyumlar, sezgi ve vahiy insanlýðýn ortak kabulü olan deðerlerdir. Hepsi hayatýn bir gerçeði ve hakikatidir. Bunlarýn biri için diðerini inkar etmek hakikate zulümdür. Yani insanlýk sezgi ve ilham manasýný kabul etmiþtir. Ama yerli yerine oturtamadýðý için, yanlýþ yerlerde kullanmýþtýr, ya da eksik kalmýþtýr. Ýnsanlýðýn ortak kabulü olan bir þeyi yok saymak akla ziyan bir þeydir.

Akýl, Duyum, Sezgi, Vahiy, gibi Bilgi Araçlarý Tek Baþýna Doðru Bilgi için Yeterli midir?

AKIL: ?üphesiz, insanýn sahip olduðu en önemli cihazdýr. Akýl þu kainat kitabýný okuyup anlayacak ve hükümler çýkaracak bir kabiliyette yaratýlmýþtýr. Kainatta sebep sonuç iliþkilerini takip ile bazý neticelere ulaþmasý da mümkündür. Ama aklýn sýnýrlarý ve kayýtlarý, eþyanýn hakikatlerini çözümlemede ve idrakte yeterli olduðu tezini çürütüyor. Düþünce tarihindeki karmaþa ve doðru üzerinde ittifak saðlanamama buna en güzel þahittir. Felsefenin aklý evvel fikri, insan aklýnýn sebepler içinde ne denli aciz ve çaresiz kaldýðýnýn bir kanýtýdýr. Birçok filozofun salt aklý ile ortaya attýðý fikirler, insan aklýnýn mutlak doðru bilgiye ulaþmada eksik ve yetersiz olduðunu çok açýk bir þekilde ispat ediyor. O zaman eþyanýn künhünü ve hakikatini anlamakta akýl, vahye muhtaç bir þekilde yaratýlmýþtýr. Bu yüzden aklýn, vahyin rehberliðine ihtiyacý vardýr. Vahiy akla rehber olursa, o zaman eþyanýn hakikati açýlýr, kainat kitabý doðru okunabilir. Yoksa, akýl sürekli safsata ve hurafe üreten bir alet olur. Aklý esas alanlarýn isabetli yönü ise, aklýn da doðru bilgiye ulaþmada çok önemli bir konuma sahip olmasýdýr. Zira akýl olmadan vahiy anlaþýlmaz ve hiçbir mana ifade etmez. Böyle olunca, akýl vahyi anlamada birinci sýrada önem arz eder. Peygamberimizin(sas) aklý olmayanýn dini olmaz hadisi bu manayý teyit içindir. Netice olarak akýlsýz din olamayacaðý gibi dinsiz akýl da yeterli olamaz.

DUYU ORGANLARI: Bunlar görme, iþitme, dokunma, koklama, tatma vasýtalarý ile bir takým tecrübe ve deneyler aracýlýðý ile doðru bilgiye ulaþýlacaðýný savunan bir ekoldür. Elbette akýl bahsinde denildiði gibi nasýl akýl doðru bilgiye ulaþmada önemli ve gerekli bir araçtý, þu duyu organlarý ve tecrübe de önemli ve gerekli birer vasýtadýrlar. Bunlar olmadan, insanýn doðru bilgiye ulaþmasý mümkün deðildir. Görmeyen, iþitmeyen, tatmayan, koklamayan, dokunma duyusu olmayan bir adam eþya ile irtibat kuramayacaðý için, bilgiye ulaþmasý mümkün deðildir. Zira Kuran somut bir kitaptýr, görmek ve iþitilmek ile anlaþýlýr. Bütün duyumlarý kapalý olan birisinin dýþ alemle iletiþimi kapalý olmasýndan ve doðru bilgiye ulaþmasý mümkün olmamasýndan dolayý, bu ekol aþýrý giderek doðru bilgiye ulaþmanýn tek aracý olarak duyu organlarý ve tecrübeyi görmesi zýt bir aþýrýlýktýr. Zira bu duyu organlarý açýk olsa ama akýl olmasa, bu duyu organlarýn bir anlamý kalmaz.. Ayný þekilde, gerekli tüm duyu organlarý yerinde olsa, ama vahiy olmasa yine akýl ve duyu organlarý bir anlam ifade etmezler. Ýþte bu ekoller bir dane-i hakikati idrak etmiþler ama bütünü idrak edemedikleri için hep yanlýþ ve eksik kalmýþlardýr.

SEZGÝ VE KALP : Bunlar da doðru bilginin tek kaynaðý olarak kalbin aydýnlamasý sonucu, kalp gözünün açýlmasýný savunuyorlar. Yani eþyanýn künhü ve hakikati ancak kalp gözü ve sezgi ile bilinebilir tezini savunuyorlar. Bunlarýn da diðer ekollerde olduðu gibi ellerinde bir hakikat kýrýntýsý vardýr ama sadece bu vasýtayý ölçü almalarý ve diðer araçlarý inkar etmeleri ifrattýr. Ýnsanlýk tarihinde vahyin ve diðer araçlarýn denetiminde kalbi iþlettirmek ile manevi ve ulvi alemlere kapý açan milyonlar evliya ve asfiyanýn varlýðý bu aracýn meþruluðunu ilan ediyor. Ama maalesef bunun yanýnda vahyin denetiminden çýkmýþ sezgisel ekoller de tarihte var olmuþlardýr. Ýkisini ayný kefeye koyup, topluca bu vasýtayý inkar etmek, ayrý bir cehalet, ayrý bir ifrattýr. Ýslam’ýn içindeki kalbi mesleklerle, Ýslam dýþý sezgici akýmlarý bir tutmak ihatasýzlýktan gelen bir yaklaþýmdýr. Nasýl ki, akýl insanýn bir cihazý ise, insan bu cihaz ile kainat kitabýný okuyorsa, kalp de insanýn baþka bir cihazýdýr. Kalp, baþka alemleri okuyan ve o alemlerle iletiþim kuran önemli bir cihazdýr. Yalnýz her iki cihaz da hiyerarþi olarak vahyin altýnda ve denetiminde olmak zorundadýr.Yoksa din diye bir þey ortada kalmaz. Nasýl ki, akýl tek baþýna mutlak doðru bilgiye ulaþmakta yeterli olamýyorsa, kalp ve sezgi de tek baþýna mutlak doðru bilgiye ulaþmakta yeterli deðildir. Buna þahit, Ýslam dýþýndaki sezgici akýmlarýn fikirleridir. Hatta Ýslam içinde de bir takým bidatkar batini fýrkalar buna somut örnek olarak gösterilebilir.

VAHÝY VE NAKÝLCÝLÝK: Ýnsanlýk tarihinde sadece nakil ve vahyi esas alýp diðer bilgi araçlarýný yok sayan dogmatik bir yapý da oluþmuþtur. Bunlar daha çok Hýristiyan ve Yahudilikte görünen ama kýsmen de olsa, Ýslam içine de sýzan bir yapýlanmadýr. Avrupa’nýn ortaçað zihniyeti tamamen bu fikrin ürünüdür. Akýl, duyumlar ve tecrübe tamamen dýþlanmýþ, müthiþ bir dogmatizm meydana çýkmýþtýr. Kilise bunu, otoritesini saðlamlaþtýrmak için kullanmýþtýr. Zira akýl ve tecrübe devreye girse, insanlar taklit ve tutuculuktan kurtulacak ve Kiliseyi sorgulamaya baþlayacaktý. Bu durumun Kilise otoritesi için hiçte iyi olmayacaðý aþikardý.

Semavi kitaplar insanlarýn akýl, kalp ve duyu organlarýný aydýnlatmak ve yol göstermek için Allah tarafýndan gönderdiði tamamlayýcý bir unsurdur. Yoksa insanlarý sömürmek, uyutmak ve taklide mahkum etmek için gönderilmiþ unsurlar deðillerdir. Yani buradan þu sonuç çok net olarak anlaþýlýyor ki; ayet aklý ,akýl kalbi, kalp de insanýn alemini aydýnlatmakta bir metot ve hiyerarþidir. Bu metot ve sýralama atlanýr, ya da bozulursa, formül de bozulmuþ olur. O zaman insanýn rotasý kaybolur. Dalalet ve batýla düþmek kaçýnýlmaz olur. Bu yüzden baþta ayet, sonra akýl, sonra aþk beraber el ele verirse, insan-ý kamil tezahür eder. Ayet aklýn rehberi, akýl kalbin rehberi, kalp de insanýn hayatýnýn rehberidir.

Maalesef, Ýslam aleminde de bu tarz dogmatik nakilci bidat fýrkalarý türemiþtir. Bunlar ayetin zahirini esas alýp, aklý ve kalbi inkar ederek, donuk bir din anlayýþýný kabul ettiler. Bu yüzden taklit, taassup, yeknesaklýk, tekfir, ihtilaf, zihni daralma, terör gibi illetler bu dogmatik nakilci din algýlamasýnýn neticeleri olarak tezahür etmiþlerdir. Bunlar tarihte haricilik, þimdi Vehhabilik ve Neo Selefçilik akýmlarýdýr. Türkiyede bazý ilahiyat kökenli hocalar bu akýmlardan etkilenmiþlerdir. Onun için tarikat ve tasavvuf geleneðini ve onun temsilcilerini inkar ile tekfir ediyorlar. Ama cadde-i kübra olan Ehli Sünnet ise, bu aþýrý dogmatik anlayýþlarý reddederek, Tarikat ve Tasavvuf mesleklerini kabul etmiþlerdir. Ýslam aleminin genel anlayýþ ve tutumu budur.

Sonuç olarak; insanýn mutlak doðru bilgiye ulaþmasýnda yukarýda sayýlan her bir araç ve vasýta gerekli ve elzemdir. Bunlardan birisi atlanýr ya da inkar edilirse, doðru bilgiye ulaþmak imkansýz olur. Ýnsanlýk kendi içinde bu vasýtalar etrafýnda kümelenip birini esas alýrken, diðerini inkar etmiþtir. Bu da insanlarýn ekserisini dalalet ve küfürden kurtaramamýþtýr. Bu yüzden Allah, insanlarý aydýnlatmak ve hakký tesis etmek için, Kuran ve Hazreti Muhammed (sav)’i göndermiþtir. Kuran ve sünnet de insanlarýn elinde olan akýl, kalp, duyu organlarýný nerede ve nasýl kullanacaðýný istikamet üzere tarif ve tespit etmiþtir. Bize düþen, bu bilgi kaynaðýna ve bilgi araçlarýna gereken deðeri verip, istikamet üzere kullanmaktýr.Yoksa, birini esas alýrken diðerini dýþlayýp inkar etmek, istikamet deðil, idlaldir.

Tarih : 03.08.2015 Kaynak : Sorularla Risale
 


 
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.


EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

ALINTI YAZARLAR
Diğer Yazarlar

SON YORUMLAR