KUL SADÝ Y?KSEL: ALLAH VE RASUL?NE ÝTAAT EDENE, ÝTAAT EDÝLÝR!
Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
KUL SADÝ Y?KSEL: ALLAH VE RASUL?NE ÝTAAT EDENE, ÝTAAT EDÝLÝR!
Araþtýrmacý-yazar Kul Sadi Yüksel ile Ýntiþâr Yayýnlarý arasýnda çýkan yeni kitabý, ??Tevhid ve Ahlâk? hakkýnda bir söyleþi gerçekleþtirdik. Kul Sadi Yüksel, sormuþ olduðumuz sorularý, kaynaklarý ile birlikte cevapladý ve Rasulullah (s.a.s.)??in þu sözlerini hatýrlattý: ???öyle dersiniz: Allahým, bilerek þirke bulaþmaktan Sana sýðýnýrýz! Bilmeden bulaþmýþsak da Senden bizi baðýþlamaný dileriz.?
21 Ocak 2017 Cumartesi 12:55
 Bu Haberi Paylaş


Röportaj: Ziya Gündüz



Hocam, Deðiþim Dersleri serisinin yirmibeþince kitabý, “Tevhid ve Ahlâk” isimli eseriniz, Ýslâm ümmetine hayýrlý olsun. Malum söyleþimizin çerçevesi Tevhid ve Ahlak olacaktýr.  Öncelikle þu sorudan baþlamak faydalý olacaktýr,   Tevhid’in mahiyeti hakkýnda bilgi verir misiniz



 

Bismillahirrahmânirrahîm.

El-Hamdulillahi Rabbi’l- âlemin. Ve’s-salatu ve’s selâm alâ Nebiyyinâ Muhammedin Âlihi ve Ashabihi ecmâin.

Sorunuza önce, Seyyid ?erifi Cürcânî (rh.a.)’ýn “Kitabu’t - Tarîfât” adlý meþhur eserindeki açýklamayla cevab verelim… ?öyle diyor:

“Tevhid: Lügatta, ?ey’in bir olduðuna hükmetme ve onun bir olduðunu bilmedir.

Hakikat Ehli’nin ýstýlahýnda ise: Ýlâhî Zâtý, akýllarda tasavvur edilen ve zihinlerde tahayyül edilen her þeyden soyutlamadýr.

Tevhid üç þeydir: Allah’ýn Rabb olduðunu bilmek, birliðini ikrar etmek, O’nun hiçbir eþi, dengi ve ortaðý olmadýðýna inanmaktýr.” (Seyyid ?erifi Cürcânî, Arapça- Türkçe Terimler Sözlüðü Kitabu’t Tarîfât, Çev. Arif Erkan, Ýst. 1997, Sh. 67)

Tevhid, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’yý, zatýnda, sýfatlarýnda ve fiillerinde birlemedir… Ayný zamanda zatýnda, sýfatlarýnda ve fiillerinde O’na þirk koþmamak, Allah’ý yaratýlmýþlara, yaratýlmýþlarý da Allah’a asla benzetmemek Tevhid’in tâ kendisidir…

“Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnýzca) O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.” (A’râf, 7/54)  buyuran Allah,  yaratmak konusunda bir ve ortaksýz olduðunu beyan buyurmuþtur…

“Göklerde ilâh ve yerde ilâh O'dur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir.

Göklerin, yerin ve ikisi arasýnda bulunanlarýn mülkü kendisinin olan (Allah) ne yücedir. Kýyamet saatinin ilmi O'nun katýndadýr ve O'na döndürüleceksiniz.” (Zuhruf, 43/84-85) buyuran Allah:

“?u halde bil, gerçekten, Allah'tan baþka ilâh yoktur.” (Muhammed, 47/19) buyurmaktadýr.

Tevhid, Allah’ýn, göklerde hükümran olup, bu hükümranlýðýnda eþi ve ortaðýnýn olmadýðýna iman edildiði gibi, yerde de hükümranlýk ancak O’na aid olup eþi ve ortaðýnýn olmadýðýný bilip iman etmektir… Çünkü O’ndan baþka hüküm koyan hak ilâh yoktur…

 “Gerçekten Ben, Ben Allah'ým, Ben'den baþka ilâh yoktur; þu hâlde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoðru namaz kýl.”(Taha, 20/14) buyuran Rabbimiz Allah, kendisinden baþka kullarýnýn üzerinde egemen olup yasama yetkisini kendinde gören her kiþinin, her meclisin ve her toplumsal yönetim gücünü elinde bulunduranýn taðut olduðunu beyanla þöyle buyuruyor:

“?üphesiz, doðruluk (rüþd) sapýklýktan apaçýk ayrýlmýþtýr. Artýk kim taðutu tanýmayýp Allah'a inanýrsa, o, sapasaðlam bir kulpa yapýþmýþtýr, bunun kopmasý yoktur. Allah, iþitendir, bilendir.” (Bakara, 2/256)

Tevhid: Âlemlerin Rabbi Allah’ý,  yaratmada birlendiði gibi, yasamada da birlemek, O’na hiç kimseyi ortak etmemektir!..

 

Tevhid ve Ahlâk isimli eserinizde, Tevhid ferdî ahlâkta gerçekleþmesi gerektiðini söylüyorsunuz.  Bunu bize biraz açar mýsýnýz?  Günümüzde Tevhid, ahlâkta nasýl geçekleþecek?

 

Birinci sorunuza verilen cevabda yer aldýðý delillerle katýksýz iman edip Tevhid ehli olan muvahhid mü’min ferdin bu akîdesi, ahlâkýna yansýmalý, ahlâký, yani yaþantýsý imanýn gereðini ortaya koymalýdýr… Akîde de Allah’ý Tevhid edip asla þirk koþmayan mü’min müslüman ferd, amellerinde de asla þirk koþmamalýdýr…

“De ki: ‘Rabbim gerçekten beni doðru yola iletti, dimdik duran bir dine, Ýbrahim'in hanif (muvahhid) dinine... O, müþriklerden deðildi.’

 

De ki: ‘?üphesiz benim namazým, ibadetlerim, hayatým ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah'ýndýr.

O'nun hiç bir ortaðý yoktur. Ben, böyle emrolundum ve ben, müslüman olanlarýn ilkiyim.’

De ki: ‘O, her þeyin Rabbi iken, ben Allah'tan baþka bir Rabb mý arayayým?” (En’âm, 6/161-164)

“Kim Rabbine kavuþmayý umuyorsa, artýk salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasýn.” (Kehf, 18/110)

Ayet-i kerimelerde beyan buyuruluðu gibi, muvahhid mü’min þahsiyetin yaþantýsý, Tevhidî yapýsýnýn ete kemiðe büründüðü bir hâlî gündeme getirmelidir!..

Abdullah b. Amr (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) þöyle buyurur:

“Müslüman, dilinden ve elinden müslümanlarýn selâmette kaldýðý kimsedir.”(Sahih-î Buhârî, Kitabu’l –Ýman, B.3,Hds.3)

Fedâle b. Ubeyd (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) þöyle buyurdu:

“Mü’min, o kimsedir ki insanlar, mallarý ve canlarý bakýmýndan ondan emindirler.” (Sünen-i Ýbn Mace, Kitabu’l- Fiten, B.2, Hds.3934)

Kadýn olsun, erkek olsun her muvahhid mü’min þahsiyet hal ve hareketi, imanýný tasdik etmeli, Tevhid ehli olduðunu göstermelidir…

 

Kitapta önemli konular var. Önemli konulardan birisi de Tevhidi bozucu imaný zedeleyici mevzular. Tevhidî neler bozar, imaný neler zedeler?

 

Akîde konusunda ve amellerde, Allah’dan baþka yalancý ve sahte rablerle ilâhlara yönelmek, Tevhid’i dolayýsýyla iman bozucu bir felâketi gündeme getirir… Ferdî hevânýn ilâhlaþtýrýlmasý, Tevhid’i ve imaný bozcudur.

“Kendi istek ve tutkularýný (hevâsýný) ilâh edineni gördün mü? ?imdi ona karþý sen mi vekil olacaksýn?

Yoksa sen, onlarýn çoðunu (söz) iþitir ya da aklýný kullanýr mý sayýyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayýr, onlar yol bakýmýndan daha þaþkýn (ve aþaðý) dýrlar.” (Furkan, 25/43-44)

“Onlar, Allah'ý býrakýp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilâhlar) edindiler ve Meryem oðlu Mesih'i de.. Oysa onlar, tek olan bir ilâh'a ibadet etmekten baþka bir þeyle emrolunmadýlar. O'ndan baþka ilâh yoktur. O, bunlarýn þirk koþtuklarý þeylerden yücedir.” (Tevbe, 9/31)

“Yeryüzünde olanlarýn çoðunluðuna uyacak olursan, seni Allah'ýn yolundan þaþýrtýp saptýrýrlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler.” (En’âm, 6/116)

Ayet-i kerimelerden anlaþýlan odur ki, gerek hevâyý, gerek toplumun önde gelenlerini, gerekse toplumun kendisini Allah’dan baþka yasama merciî olarak kabul edildiði takdirde ortaya þirk ve küfür çýkar… Bu durumda Tevhid ve iman zedelenir bozulur…

 

Kitapta Tevhid ve meslek konusu da ele alýnmýþ. Bu önemli bir sosyolojik tahlil… Günümüzde Tevhid’in meslek ve sanatla yakýndan ilgili olduðu konusunu kimse gündeme getirmiyor. Tevhid ve meslek iliþkisi hakkýnda bilgi verir misiniz?

 

Muvahhid mü’minler, hangi meslekin ehli olurlarsa olsunlar,  mesleklerini icra ederken, Tevhid ettikleri ve iman getirdikleri Allah Teâlâ’nýn kendileri için çizdiði sýnýrlara dikkat etmeli, meslekleri konusunda helâl ve haram hududuna riâyet edip helâl olaný iþleyip haramdan olabildiðince kaçýnmalý ve harama yaklaþmamalýdýrlar… Kul hakký konusunda hassas davranmalý, hiçbir kulun hakkýna tecavüz etmemeli, meslekinin gereði ne ise, onu yerine getirmeli, iþinde hiçbir sahtekârlýða rýza göstermemelidir…

“Emrolunduðun gibi dosdoðru davran.” (Hud, 11/112) emrine göre hareket etmeli,  “Ölçtüðünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoðru bir tartýyla tartýn; bu, daha hayýrlýdýr ve sonuç bakýmýndan daha güzeldir.” (Ýsra,17/35)

“Ölçüyü tam tutun ve eksiltenlerden olmayýn. Dosdoðru olan terazi ile tartýn. Ýnsanlarýn eþyasýný deðerden düþürüp eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karýþýklýk çýkarmayýn” (?uara, 26/181-183) deðiþmez ölçüyü esas kabul edip, ona göre davranýlmalýdýr…

Muvahhid mü’minler,  mesleklerinin ehli olmalý,  emanet ehline teslim edilmeli ve emanete asla ihanet edilmemelidir…

Ebu Hureyre (r.a.)’ýn rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) þöyle buyurur:

“Bizi aldatan, bizden deðildir.” (Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Ýman, B. 43, Hds. 164)

Tevhid akîdesine sahib olan mü’min müslüman þahsiyetler,  hesab gününe hiçbir þübhe duymadan iman edenler olduklarý için, zerre mikdarý hayrýn ve zerre mikdarý þerrin hesabýný ödeyecekleri þuuruyla mesleklerinin gereðini yaparlar…

 

Peki, Hocam Tevhid konusunda, Ýslâm’ýn ne gibi ilkeleri var?

 

Tevhid’in temel ve olmazsa olmaz ilkesi: “Lâ ilâhe ilallah”dýr! Yani, Allah’dan baþka hüküm koyucu hak ilâh yoktur… Yarattýklarý üzerinde hüküm koyucu hak ilâh Allah Teâlâ’dýr… Allah’ý birlemek ve O’nu bütün noksan sýfatlardan tenzih edip, müþriklerin O’na koþtuklarý þirkin her türlüsünü reddetmek Tevhid’in gereðidir…

Rabbimiz Allah:

“O Allah ki, O’ndan baþka ilâh yoktur. Gaybý da, müþahade edilebileni de bilendir. Rahmân, Rahîm olan O’dur.” (Haþr, 59/22) diye buyurur.

Bütün Rasuller ve Nebîler, bu hakikatin beyan edilmesi için gönderilmiþ, onlar da bu uðurda ömürlerinin sonuna kadar mücahade etmiþlerdir…

“Andolsun, biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve taðuttan kaçýnýn" (diye teblið etmesi için) bir Rasul gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapýklýk hak oldu. Artýk, yeryüzünde dolaþýn da yalanlayanlarýn uðradýklarý sonucu görün.” (Nahl,16/36) diye buyuran Rabbimiz Allah, Rasullerin ve Nebîlerin gönderiliþ gayesinin, Allah’dan baþka yasa koyucularýn, reddedip, yasamayý yanlýca Allah’a has kýlýnmasýnýn farz olduðunun izah edilmesi olduðunu apaçýk beyan etmiþtir… Mutluluk budur, gerçek kurtuluþ da budur…

Mâlik b. Kinâne oðullarýndan bir adam anlatýyor:

Rasulullah (s.a.s.)’i Zu’l- Mecâz çarþýsýnda dolaþýrken gördüm:

“Ey insanlar,  Lâ ilâhe illallah deyinde kurtuluþa erin” buyurdu. (Ýmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yýldýz. Vdð,  Ýst. 2014, C. 17, Sh. 371-372, Hds. 25034-2503)

Tevhid’in asýl ilkesi, bu hakikatin bilinip anlaþýlmasý ve katýksýz iman edilmesidir…

 

Toplumumuzda, yaygýn olan son nefeste, Kelime-i Tevhid’i telkin edin gibi bir gelenek var. Siz de kitabýnýzda hadislerden yola çýkarak bu konuya yer vermiþsiniz.  Bu konuyu nasýl anlamalýyýz?  Örnek verecek olursak: Hayatýnda bir kez olsun, alný secdeye gitmemiþ birisi, ölüm ânýnda bu sözü söylerse, bu söz, onun içinde geçerli olur mu?

 

Göklerde de yegâne hüküm sahibi ilâh, yeryüzünde de yegâne yasama sahibi ilâh Allah Teâlâ hayat kitabýmýz Kur’ân-ý Kerim’de þöyle buyurur:

“Ey iman edenler, Allah'tan nasýl korkup sakýnmak gerekiyorsa öylece korkup sakýnýn ve siz, ancak müslüman olmaktan baþka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.” (Âl-i Ýmrân,  3/102)

Ayet-i kerimede açýkça beyan buyrulduðu gibi ölmek üzere olan insan, katýksýz, yani þirksiz ve küfürsüz bir imanla iman etmiþ, imanýn gereði olan salih ameller iþleyerek takvayý hedeflemiþ ve Allah’a, yani Allah’ýn emir ve yasaklarýna riâyet ederek teslim olmuþ bir halde öldüðü takdirde kurtuluþa ermiþ olur… Bu mü’min Müslüman þahsiyetin, iman ehli bir mü’min ve muttakî bir müslüman olarak vefat ederken, “Lâ ilâhe illallah” deðiþmez hakikati ile yaþamýþ olduðundan, yine “Lâ ilâhe illallah” üzerine ölmüþ olur…

Ayette buyruldu ya:

“Hayatým ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah’ýndýr.” (En’âm, 6/162)

Yine buyruldu:

“Onlara bir musibet isabet ettiðinde, derler ki: Biz Allah'a aid (kullar)ýz ve þübhesiz O'na dönücüleriz.” (Bakara, 2/156)

Kiþi hayatta iken, “Lâ ilâhe illallah” Tevhid cümlesine kalben iman edip diliyle idrak ederek ve ömür boyu “Lâ ilâhe illallah” Tevhidini bozucu herhangi bir þirk iþlemeden, herhangi bir küfürde bulunmadan muvahhid bir mü’min olarak yaþamýþ, fakat emirler konusunda gevþek davranarak,  nehyedilenlerle amel etmiþ ise o kiþi, “Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaa” itikadýnca, fasýk bir müslüman kabul edilir… Müslümanlardan bir müslüman, ümmetin ferdlerinden biri olarak deðerlendirilir… “Amel, imandan bir cüz deðildir” ilkesi, “Ehl-i Sünnet Âkîdesi”nin deðiþmez bir ilkesidir!

Bundan dolayý Ebu Said el Hudri (r.a.)’ýn rivayetiyle þöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):

“Ölülerinize (ölmek üzere olanýnýza) Lâ ilâhe illallah sözünü telkin edin” buyurur (Sahih-i Müslim, Kitabu’l- Cenâiz, B.1, Hds. 1-2)

Çünkü:

Muaz b. Cebel (r.a.)’ýn rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) þöyle buyurmuþtur:

“Son sözü, Lâ ilâhe illallah olan kimse, cennete gir (meyi hak et) miþtir.” (Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l – Cenâiz, B. 15-16, Hds. 3116)

Kiþi, Rabbi olarak Allah’a, din olarak Ýslâm’a Nebî olarak Muhammed (s.a.s.)’e razý olmuþ, iman edip kabul etmiþ,  Allah’dan baþka hüküm koyucu kabul etmemiþ, gayr-i Ýslâm bütün taðutî düzenleri reddetmiþ ve önder olarak Rasulullah (s.a.s.)’den baþkasýný kabullenmemiþ, fakat amel konusunda zayýf olduðu takdirde müslüman bir þahsiyettir… Ýman konusunda “Lâ ilâhe illallah” üzerine olan bir kiþinin, son sözü de “Lâ ilâhe illallah” olmasý, onu kurtarýcýdýr…

Rabbimiz Allah Teâlâ þöyle buyurur:

“Gerçekten, Allah, kendisine þirk koþulmasýný baðýþlamaz. Bunun dýþýnda kalaný ise, dilediðini baðýþlar. Kim Allah'a þirk koþarsa, doðrusu büyük bir günahla iftira etmiþ olur.” (Nisa, 4/48)

 

Hakikat bu iken Allah’ýn kullarý yaratýlýþ gayesine göre nasýl yaþamalýdýrlar?

 

Malum olduðu üzere Rabbimiz ve Ýlâhýmýz Allah Azze ve Celle, Ýnsan kullarýnýn yaratýlýþ gayesini þöyle beyan buyuruyor:

“Ben, cinleri ve insanlarý ancak bana ibadet etsinler diye yarattým.” (Zariyat, 51/56)

Ýnsanlar, kendilerine Rasuller ve Kitablar vasýtasýyla bildirildiði gibi, kendilerini yaratan Rableri ve Ýlâhlarý Allah’a þirk koþmadan ibadet etmek ile mükelleftirler… Ýbadet, itaattýr… Mükellef olmak, hayatýn her merhalesinde gerçekleþmelidir… Siyasette, yargýda, ekonomide, ticarette,  eðitimde, sosyal yaþantýda,  aile hayatýnda,  savaþta ve barýþta, yalnýzca Allah’a, dolaysýyla Rasulullah (s.a.s.)’e itaat edip, Allah’ýn hükümlerini, Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’nde beyan edildiði üzere hayata uygulamak ve öylece yaþamak,  yaratýlýþýn gayesidir…

Bundan dolayý, namazýnda devamlý olan her muvahhid mü’min, Allah rýzasý için kýlmýþ olduðu namazýn her rekâtýnda kýyamda okuduðu “Fatiha Sûresi”nde Rabbi Allah’ýn kendisine öðrettiði gibi:

 “Biz, yalnýzca Sana ibadet eder ve yalnýzca Sen'den yardým dileriz.” (Fatiha, 1/5) ahdini tekrar eder ve bu misaký canlý tutar.

Madem ki insanlar, akîdede ve amellerde kendilerini yaratan Rabbleri Allah’ýn þirk koþmadan ibadet etsinler diye yaratýldýlar, yaratýlýþ gayelerine uygun ferdî, ailevî ve sosyal bir hayat tarzý ile yaþamalýdýrlar… “Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken iþlerdendir.” (Lokman, 31/17)

 

Kitaptan birçok not aldým. Aldýðým önemli notlardan birisi de teknoloji konusu. Malumdur ki  teknoloji çaðýnda yaþýyoruz.  Bir Müslüman teknoloji nimetinden, Tevhidin sýnýrlarýný aþmadan nasýl yararlanabilir?

 

Kendisinden baþka hüküm koyucu hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ þöyle buyurdu:

“Sizin için gökten su indiren O'dur. Ýçecek ondan, aðaç ondandýr (ki) hayvanlarýnýzý onda otlatmaktasýnýz.

Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalýklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. ?übhesiz bunda, düþünebilen bir topluluk için ayetler vardýr.

Geceyi, gündüzü, güneþi ve ayý sizin emrinize verdi, yýldýzlar da O'nun emriyle emre hazýr kýlýnmýþtýr. ?übhesiz bunda, aklýný kullanabilen bir topluluk için ayetler vardýr.

Yerde sizin için üretip-türettiði çeþitli renklerdekileri de (faydanýza verdi). ?übhesiz bunda, öðüt alýp düþünen bir topluluk için ayetler vardýr.

Denizi sizin emrinize veren O'dur. Ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde, ondan süs-eþyalarý çýkarmaktasýnýz. Gemilerin onda (sularý) yara yara akýp gittiðini görürsün. (Bütün bunlar) O'nun fazlýndan aramanýz ve þükretmeniz içindir.

Sizi sarsýntýya uðratýr diye yerde sarsýlmaz daðlar býraktý, ýrmaklar ve yollar da (kýldý). Umulur ki doðru yolu bulursunuz.

Ve (baþka) iþaretler de (yarattý). Onlar yýldýz(lar)la da doðru yolu bulabilirler.

Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artýk öðüt alýp düþünmez misiniz?” (Nahl, 16/10-17)

 “(Allah) Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanlarýn tümüne sizin için boyun eðdirdi. ?übhesiz bunda, düþünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardýr.” (Casiye, 45/13)

Ayet-i kerimelerde apaçýk beyan edilen hakikat þudur ki, göklerde, yerde ve yer altýnda bulunan bütün nimetler, insanýn emrine amâde kýlýnýp boyun eðdirilmiþ ve faydasýna sunulmuþtur… Bu nimetlerden helâlinden, temizlerinden ve haddi aþmadan faydalanma hakkýna sahib olan insanlar:

“Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O ( Allah), israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31)  ölçüsüne dikkat etmelidirler…

Teknoloji de, Allah’ýn insan kullarýna bahþetmiþ olduðu nimetlerden biridir… Beyan edilen ayet-i kerimelerin üzerinde durulduðu taktirde, bu gerçek gün yüzüne çýkar… Teknoloji insanýn denetimine verildiði ve emredilen ölçüye riâyet edildiði taktirde, insanlýk âlemi için büyük bir nimet olur. Eðer bu þekilde olunmazsa,  bugün olduðu gibi korkunç felâket olur!..

Teknolojik geliþmeler,  Tevhdî bakýþ açýsýnýn dýþýnda gündeme geldiði takdirde, insanýn yaratýlýþ gayesinin dýþýna taþýp sapmalar gündeme gelir… Ýnsana faydalý olsun diye emrine amâde kýlýnan teknoloji, ona her yönüyle zararlý olur…

“Bunlar Allah'ýn sýnýrlarýdýr. Kim Allah'ýn sýnýrlarýný çiðnerse, gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiþ olur.” (Talak, 65/1) buyuran Rabbimiz Allah, gerek ferdî, gerek ailevî, gerekse toplumsal olarak Allah tarafýndan konulan ölçülerin taþýrýlmamasý ve sýnýrlarýn aþýlmamasý buyurmaktadýr… Teknoloji konusunda da buna dikkat edilmesi, helâl- haram sýnýrýna riâyet edilmesi gerekir!.. Böyle olursa, teknoloji faydalý hâle gelir, insanlýk ondan faydalanýr…

 

Hocam, biraz bize câhiliyye toplumundan söz eder misiniz? Cahiliyye toplumunun özellikleri nelerdir?

 

“Aralarýnda Allah'ýn indirdiðiyle hükmet ve onlarýn hevâlarýna uyma. Allah'ýn sana indirdiklerinin bir kýsmýndan seni þaþýrtmamalarý için diye onlardan sakýn. ?ayet yüz çevirirlerse, bil ki Allah, bir kýsým günahlarý nedeniyle onlara bir musibeti tattýrmak istemektedir. ?übhesiz, insanlarýn çoðu fasýklardýr.

Onlar hâlâ câhiliyye hükmünü mü arýyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'dan daha güzel olan kimdir?” (Mâide, 5/49-50) buyurur Âlemlerin Rabbi Allah!..

Ýmam Ýbn Kesîr (rh.a.), “Tefsiru’l-Kur’âni’l Azim” adlý meþhur tefsirinde, bu ayeti tefsir ederken þöyle diyor:

“Yüce Allah, kendisinin her iyiliði içeren ve kötülükten nehyeden muhkem ve saðlam hükümlerini býrakýp baþka görüþlere, Allah’ýn þeriatýnda hiçbir mesnedi bulunmayan ve insanlarýn kendi arzu ve kendilerince koyduklarý birtakým literatürlere yönelmelerini kýnýyor. Nitekim câhiliyye döneminde de insanlar böyleydiler. Kendi görüþ ve arzularýna göre koyduklarý sapýklýk ve cehâlet konularýyla hükmediyorlardý (…)

Ýbn Ebî Hâtim, Hasan-ý Basrî (rah.a)’dan þöyle nakleder: Kim Allah’ýn hükmü dýþýndaki kurallarla yönetirse, onun yönetimi câhiliyye yönetimidir” (Ýmam Hafýz Ýbn Kesîr, Ýbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaþ Kocabaþ, Ýst.2010, C. 3 Sh. 588-589)

Ýmam Ýbn Kesîr (rh.a.)’ýn beyanlarýndan anlaþýldýðý gibi câhliyye, son Rasul ve son Nebî Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in Nübüveti ve Risâletinden önceki döneme söylenmekle beraber, hangi çaðda, hangi ülkede olursa olsun Allah’ýn indirdiði hükümleri reddedip, Hükmullah’ýn yerine, ilâhlaþtýrýlan hevâlarýndan dolayý insanlarýn koyduðu hükümlere ve düzenlere inanýp, hayata hakim kýlarak uygulamaktýr…

Vasat, þahid ve merhamet olunmuþ ümmetin mutlak müctehid âlimlerinden Ýmam Hasan el- Basrî (rh.a.)’ýn açýklamasý da, bu deðiþmez gerçeði beyan etmektedir…

?u hadis-i þerifin hatýrlanmasý  konun anlaþýlmasýna kolaylýk saðlar…

Ýbn Abbas (r.anhuma) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) þöyle buyurdu:

“Allah’a, insanlarýn en sevimsizi olan üç sýnýftýr:

Harem-i ( ?erif) içinde zulüm ve haksýzlýk eden.

Ýslâm camiasý içinde câhiliyye âdetini araþtýrýp, onu bulup yaþatmak isteyen.

Haksýz yere dökmek için ma’sum bir kiþinin kanýný külfetle araþtýran.” (Sahih-i Buhârî, Kitabu’d- Diyât, B. 8, Hds. 21)

Kitapta, fitne konusuna geniþ yer verilmiþ.  Türkiyeli müslümanlar olarak, fitneden nasýl uzak durabiliriz? Fitne ile mücadelede nasýl bir yöntem izlemeliyiz?

Sizin de dikkatinizi çeken fitne konusu, kitaptaki bölümünde geniþçe açýklanmýþ ve “nefsin fitnesi, þeytanýn fitnesi, dünyevîleþme fitnesi, mal ve evlad fitnesi, kadýn fitnesi, taðutun fitnesi, cemaat olmuþken fitne” diye tasnif edilmiþtir.

Bu fitnelerin en çetini, taðutun, yani þirk ve küfrün egemen oluþu fitnesidir… Taðut fitnesi, fitnelerin kaynaðýdýr… O, bir toplumda egemen olunca, diðer fitnelere gün doðar ve her biri hayatta oldukça yer bulur, bütün olumsuzluklarýyla gündeme gelirler…

Bundan dolayý Rabbimiz Allah Teâlâ, fitnenin kaynaðý olan taðutun, yani þirk ve küfrün yeryüzünden tamamen kaldýrýlmasý için muvahhid mü’minlere emretmemektedir…

?öyle buyuruyor Rabbimiz Allah:

“(Yeryüzünde) fitne kalmayýncaya ve din tamamen Allah’ýn oluncaya kadar onlarla savaþýn. Eðer vazgeçerlerse, artýk zulüm yapanlarýndan baþkasýna karþý düþmanlýk yoktur” (Bakara, 2/193. Enfal, 8/39)

“Ýbn Abbas (r.anhuma), Hasan (rh.a.), Mücahid (rh.a.), Katâde (rh.a.) ve diðerleri:

-Burada ki fitne þirktir, demiþlerdir.” (Ýbnu’l-Cevzî, Zadü’l - Mesir Fi Ýlmi’it- Tefsir, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, Ýst. 2009, C.1, Sh. 206)

Görüldüðü gibi müfessir alimler, ayetteki fitnenin þirk olduklarýnda müttefiktirler… ?irkin egemen oluþu, taðutlarýn eliyle gerçekleþir… Taðutî düzenler, þirk düzenleridir…

Ýmam Serahsî (rh.a.):

“Ýslâm ahkâmýnýn yürürlükte olmadýðý bir þirk ülkesi, Mekke” (Serahsî, Mebsut, çev. M. Taha Odabaþý, Ýst. 2008, C. 14, sh.98) diye fetihden önceki Mekke’nin bir “daru’þ- þirk” olduðunu beyan etmektedir… Dolaysýyla Ýslâm ahkâmýnýn yürürlükte olmadýðý ve yasaklandýðý bütün beldeler birer fitne, yani þirk beldeleridir…

Ýlâhî emir: Fitne ortadan kaldýrýlýp, dinin, yani Ýslâm’ýn egemen kýlýnmasýdýr… Bu da, bütün taðutî düzenlerinin reddi ve onlara karþý mücahedeyi gerektirir… Bu mücahede, bütün yeryüzünde hâkimiyet ve yasama Allah’ýn oluncaya, yani yalnýzca Allah’ýn hükümlerinin yürürlükte oluncaya kadar devam eder…

 

 Peygamberler, Tevhid mücadelesi verirken, nasýl bir yol izlediler?  Peygamberler, Tevhid dâvâsý uðruna ne gibi zorluklarla karþýlaþtýlar?

 

Göklerde de Ýlâh,  yerde de Ýlâh ve kendisinden baþka hüküm koyucu hak ilâh olmayan, hükmünde hiç kimseyi ortak etmeyen yegâne Rabbimiz Allah Azze ve Celle þöyle buyurur:

 “Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli düzenler kursunlar diye- oranýn suçlu günahkârlarý kýldýk. Oysa onlar, hileli düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun þuuruna varmazlar.

Onlara ne zaman bir ayet gelse, derler ki: ‘Allah'ýn Rasullerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin olarak inanmayacaðýz.’ Allah, Risâletini nereye vereceðini daha iyi bilir. Bu, suçlu günahkârlara, kurduklarý hileli düzenleri nedeniyle þiddetli bir azab ve Allah katýnda bir küçüklük isâbet edecektir.” ( En’âm, 6 / 123-124)

Ýþte hakikat bu: “Allah, Risâletini nereye vereceðini daha iyi bilir!”

Âlemlerin Rabbi Allah, yalnýzca kendisine ibadet, yani itaat etsinler diye yarattýðý insan kullarýna hidayet rehberleri olsunlar diye yaratmýþ olduðu, seçip vazifeli kýldýðý Nebî ve Rasul kullarýnýn kimler olacaðýný yalnýz kendi bilir. O salih kullarýný kendisi seçer, tayin eder ve vazifelendirir… Ayrýca Nübüvvet ve Risâlet ile vazifeli kýldýðý kullarýna vahyedip öðretir ve emrolunduklarýný, rýzasýna uygun uygulamalarýný kendilerine öðretip eðitir…

“Kendisiyle Allah'ýn konuþmasý, bir beþer için olacak (þey) deðildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasýndan veya bir elçi gönderip kendi izniyle dilediðine vahyetmesi (durumu) baþka. Gerçekten O, yüce olandýr, hüküm ve hikmet sahibidir.

Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz, onu bir nûr kýldýk; onunla kullarýmýzdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. ?übhesiz sen, dosdoðru olan bir yola yöneltip iletiyorsun.

Göklerde ve yerde bulunanlarýn tümü kendisine aid olan Allah'ýn yoluna. Haberiniz olsun; iþler Allah'a döner.” (?ûrâ, 42/51-53)

“Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoþnud kalacaksýn.

Bir yetim iken, seni bulup da barýndýrmadý mý?

Ve seni yol bilmez iken, doðru yola yöneltip iletmedi mi?

Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?” (Duha, 93/5-8)

Rabbimiz Allah’ýn öðretip eðittiði Nebî ve Rasul kullarýný, diðer insan kullarý için hidayet önderleri ve hayat örnekleri kýlmýþ, onlarý teblið ve davette vazifelendirmiþtir:

“Andolsun, Biz her ümmete: ‘Allah'a kulluk edin ve taðuttan kaçýnýn’ (diye teblið etmesi için) bir Rasul gönderdik.” (Nahl, 16/36)

“Eðer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermiþlerdir. Fakat yüz çevirdilerse, artýk sana düþen yalnýzca teblið(etmek)dir.” (Âl-i Ýmrân, 3/20)

“Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sakýnýn. Eðer yüz çevirirseniz, bilin ki, Rasulümüze düþen, ancak apaçýk bir tebliðdir.” (Mâide, 5/92)

Âlemlerin Rabbi Allah’ýn Nebîleri ve Rasulleri, görevlerinden dolayý kavimleri tarafýndan yalanlandýlar, iftiraya uðradýlar, dýþlandýlar, sövüldüler, dövüldüler ve öldürüldüler… Bunlar, hayat kitabýmýz Kur’ân-ý Kerim’de beyan edilmektedir… Allah’ýn salât ve selâm, cümlesinin üstüne olsun onlar, bütün bu zorluklara karþý sabredip dayandýlar ve asla yýlmadýlar… Kendilerini vazifeli kýlan Allah Teâlâ’nýn emrettiði þekilde dosdoðru davrandýlar…

?öyle buyuruyor Rabbimiz Allah:

“Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hâli baþýnýza gelmeden cennete gireceðinizi mi sandýnýz? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanýlmaz bir zorluk çattý ve öylesine sarsýldýlar ki, sonunda Rasul, berabe

  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Toplam (30) adet yorum eklenmiştir.
@Adýnýz Soyadýnýz
22 Ocak 2017 Pazar 13:20
Allah razý olsun hocam
  YORUM DEVAMI
@Adýnýz Soyadýnýz
22 Ocak 2017 Pazar 00:52
mustafa islamoðlu büyle demiyor ama
  YORUM DEVAMI
@Adýnýz Soyadýnýz
21 Ocak 2017 Cumartesi 23:38
Bunu kavaramak önemli
  YORUM DEVAMI
@geweri
21 Ocak 2017 Cumartesi 23:13
dozvan efendi siyasetin realitesi nedir. Ayný þeyler yazýlýp çiziliyor dediðiniz Allahýn ayetleridir. Saçmalamayý býrakýn. Sizde nedediðinizi bilmiyorsunuz
  YORUM DEVAMI
@Adýnýz Soyadýnýz
21 Ocak 2017 Cumartesi 23:10
müslümanlar þirk koþmaz kardeþim.
  YORUM DEVAMI



EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

ALINTI YAZARLAR
Diğer Yazarlar
 

SON YORUMLAR