Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Uğruna Şehid Olduğunuz Hak Davanızın Farkındayız Kardeşler
17 Ağustos 2015 Pazartesi 14:22
 Bu Haberi Paylaş


Kürdistan coğrafyası üzerinde tarihten bu yana kirli emellerini hâkim kılmak isteyenlerin hedefi haline gelmiş İslam’ın yiğit evlatları bir bir toprağa düşmeye devam ediyor. Kimsesiz, sahipsiz ve de anlaşılmadan…

En iyilerini iman ettiği bu ulvi dava için feda eden, Kerbela’da yola çıkmış Hüseyni bir diriliş ile Hakk’ı haykıran ve bu ilahi kervanı şehitlerle süsleyen Mustaz’aflar; Rablerinin kendilerine vaat ettiği ve kendi elleri ile hak davasını yeryüzüne hâkim kılacağı günü umarak bu dava üzerinde sebat etmeye devam ediyorlar.

Her gün bu ulvi davaya binlerce civanını feda eden İslam Ümmeti bir gün olsun dönüp gerisin geriye bakmadı, umutsuzluğa girmedi, hak bildiği yolda dönmedi, Allah’ın izni ile dönmeyecek de…

Son olarak hepimizin havsalasına kazınmıştı Yasin’imizin ve onun izzet ve şeref sahibi arkadaşlarının hak davası adına feda ettikleri nazenin canları.

Turan hocamız idi, bizlere hak davası için feda olmanın silsilesini öğreten. Zorlu bir hayat, zindan ve şahadet…

Cumali ile bir kez daha yaşamıştı; Amed, Osman’ın cömertliğini, Cengiz’de Hubeyb Bin Adiyy’i, Fethi’de tavizsiz iman yiğitliğini…

Gün yine acı kustu, Kürdistan’ın topraklarında yeni bir aşura! Yine en iyilerimizden biri… Feda ettik hak davasına ardından yüreğimizdeki ahlarla… Daha önce yetiştirdiği azizini, Yasin’ini göndermiştik. Şimdi sıra onda… Öyle ya bu bir bayrak yarışı idi, her an kime nasip olur bilinmez… Rabbim bizleri de layık kıla. (Âmin)

ŞEHİT AYTAÇ BARAN

Şehit Aytaç Baran’ı en iyi tanıyanları ile konuştuk. Onlar anlattı biz ağladık. Onlar andı biz özledik. Onlar hıçkırdı biz terledik. Onlar gurur duydu biz utandık. Evet utandık. Bu yolda geri kalmış saydık ve acaba bu acılarına ortak olabildik mi ya da kardeşimizin acısına hakkıyla sahip çıkabildik mi diye?

Oralarda, uzaklarda kardeşlerimiz vahşi, alçak bir mürtet örgütün hedefi haline gelmiş, onları anlayabildik mi diye…

Kara bir gün, lakin aydınlık yarınlara gebe. Nurun hâkim olacağı günün sancısını barındırıyor içinde. O sancılardan kutlu bir sancı.

Sessizliği yaran bir çığlık ve nur yüzlü Aytaç yüzükoyun yerde. Son nefesini alıp verirken, ağzından çıkan tek kelime; LA İLAHE İLLALLAH

“BUNLAR BENİM ANNEM VE BABAMDIR”

On bir yıldır evliydi Gülşen bacı Aytaç Baran ile. Bu on bir yılda bir kez olsun insan beraber yaşadığı insanı kırmaz mı, ya da üzmez mi? Öyle diyor Gülşen Baran:

“Onunla geçen on bir yılda her zaman çok şefkatli, çok merhametli biri oldu. Bir karıncayı bile asla incitmezdi. Bizimle her zaman güzel geçinirdi. Şefkati ve merhametinin bir eseri olacak ki çocuklarını çok severdi, onlara çok düşkündü. Çocukları da onun etrafında hep pervane olur, onunla sevinirlerdi. Onların genelde ellerini öper, ‘Bunlar benim annem ve babamdır’ derdi. Şefkat ve merhametle onları büyütmemi benden hep isterdi ve kendisi de öyle davranırdı.”

“DAVASINA KARŞI ÇOK HASSASTI VE BU HASSASİYETİNİ HEP MUHAFAZA EDERDİ”

Davası olan İslam hususundaki hassasiyetini ve tavizsizliğini sorduk bacımıza, bir dava adamı ve bir Yusufi olarak Aytaç, dedik. El Hakk. Hepimizin bildiğini söyledi Gülşen bacımız. Bizler de şahidiz söylediklerine.

“Davasına karşı çok hassastı ve bu hassasiyetini hep muhafaza ederdi. Sürekli Rabbi ile beraber olmayı severdi. Bunun için de hep Kur’an okurdu. İman ettiği davasının hizmet kapısı olan ve kendisinin de başkanlığını yaptığı Yeni İhya-Der onun asıl evi olmuş ve davasına hizmet için neredeyse bütün gününü orada insanlara irşatla geçirir ve bundan mutluluk duyardı.”

“NİYE VURDULAR, NİYE KIYDILAR Kİ ONA?”

“Çok mutlu olduğu başka bir şeyi de söyleyeyim mi” dedi bize bir anda. Gözleri dolarak ve de sesi hafif titreyerek:

“Fakir ve muhtaç insanlara her zaman yardım götürür, yardım kolilerini bu muhtaç insanlara dağıtırdı. Zaman zaman imkân dâhilinde gelen kurban etleri olurdu da bunları da ‘bu fakir insanlar hiç olmazsa bir et yesin’ diye bu muhtaç insanlara ulaştırırdı. Evet, o böyle biri idi. Müslüman kardeşlerini hep el üstünde tutardı. Allah kabul etmesin. Niye vurdular, niye kıydılar ki ona? Kime ne zararı vardı. Hak bildiği ve varlığına adeta iman ettiği davasına hizmet etmekten başka ne yapmıştı ki.”

“ONUN TEK DERDİ İNSANLARIN ISLAH OLMASI İDİ”

“Telefonunu bir an bile kapalı tutmazdı” diyor, Gülşen bacımız. hep açık tutarmış, belki bir kardeşimin, bir dostumun veya ihtiyaç sahibi bir Müslüman’ın bir sıkıntısı olur da bana ulaşmaya çalışırken darda kalmasın diye. Ve onu anlatmaya devam ediyor, bıkmadan, usanmadan, gururla:

“Onun bir derdi vardı. O derdi de bu insanların ıslah olması idi. Onun için toplumun ıslahının bozuk ortamlara çekilmeye çalışılan gençlerin bu kirli oyundan kurtarılarak olabileceğine inanırdı. Canıma bile mal olsa bu hizmet yürüyecek, derdi. Bu samimiyetini ve hakka olan inancını da şehadetiyle ortaya koydu. Gurur duyuyorum seninle şehidim.”

“ÇOCUKLARIMIN BABASININ KATİLLERİ DEMİRTAŞ VE YANDAŞLARIDIR”

Birçok kez eşinin PKK’li katiller tarafından takip edildiğini ve kendisini tehdit ederek ‘Seni buralarda yaşatmayız, buraları terk et!’ gibi tehditlerle korkutmaya çalıştıklarını söyledi. Ancak aslandı O, çakallara pabuç bırakır mıydı? Kadere iman etmişti, ecelinin haktan başkasının eline verir miydi? Şerefsizce bir hayata karşı idi mücadelesi, bu dava için şereflice canının vermekten geri durur muydu?

O bir Hüseyin ise Gülşen bacımız onun Zeynebi oldu ve hakikati haykırıyor: “Çocuklarımın babasının katilleri Demirtaş ve yandaşlarıdır. Bunları yapan HDP ve PKK güruhudur. Yoksa burada, Müslümanlara başka kim düşmanlık yapabilir ki? Eşim Müslüman idi ve onun tek bir derdi vardı: İSLAM. Onun bir mücadelesi vardı: İSLAM. Bu yüzden katlettiler onu.”

Anne Birgül Baran: Oğlum Kur’an Yolunda Şehit Oldu

Oğlunu katledenlere karşı büyük bir öfkesi vardı Birgül annenin. Gözleri dolmuş, sabır istiyordu Rabbinden… Ve içten içe söyleniyordu:

“Temiz biri olduğu için Allah ona bu mertebeyi nasip etti.” Amenna.

“BUNLAR NEYE, KİME VE HANGİ AMACA HİZMET EDİYOR?”

Oğlu Aytaç Baran’ın sürekli camilerde ve derneklerde Kur’an-ı Kerim dersi verdiğini söylüyordu Birgül anne ve bir anlam veremiyordu. İnsanların çocukları için iyilikten başka bir şey istemeyen ve gecesini gündüzüne katarak toplumun ıslah olması için gayret eden birini öldürenler nasıl insanlar acaba? Bunlar neye, kime ve hangi amaca hizmet ediyor, kimin hesabına çalışıyorlardı? Bu insanları İslam’a ve Müslümanlara düşman eden kin ve öfkeleri daha ne kadar katliam kusacaktı?

“Benim Aytaç’ı büyüttüğüm gibi kimse çocuğunu büyütmedi” diyordu Birgül anne ve oğlu Aytaç’ın hayatı boyunca sadece ama sadece insanlara faydalı olması için okul okuduğunu, namazlarını hep kıldığını ve Kur’an-ı Kerim okumayı çok sevdiğini söyledi durdu. Sonra derin bir iç geçirdi. Bir anlam vermeye çalışıyordu. Tüm bu yaptıklarının neresinde idi kötülük? Aytacının kendisine zaman zaman anlattığı Peygamberimizin hayatının ve çektiği sıkıntıları hatırladı ve şükrederek, “Evet, o da aynen o mübarek insanlar gibi tertemiz bir çocuk olduğu için Allah bu mertebeyi ona nasip etti. Şehadetinden önce Rabbim onu yine ağır bir imtihandan geçirmişti ve camide Kur’an-ı Kerim dersi verdiği için 5 yıl cezaevine atılmıştı” dedi Birgül anne.

Bildi bileli oğlu bir hak aşığı idi. Neredeyse tüm dünyanın gündemine oturan Diyarbakır kutlu doğum programlarında Kur’an-ı Kerim ve ilahi okumuştu oğlu. Ama bu bile ona suç olarak görülmüştü. Ama Birgül anne bundan dolayı gam yemiyordu. Çünkü oğlu Aytaç’ın hak yolda olduğunu biliyordu. Ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Cezaevinden çıktıktan sonra yine gidip ders verdi. Çocuğum öğrenci yetiştirdi, Yasin Börü’nün de hocasıydı. Kesinlikle bir kuşu dahi incitmedi. Aytaç’ımın öğrencilerine sesleniyorum:

Onun yolunu sürdürün!
Onun yolunu sürdürün!
Onun yolunu sürdürün!”

“DEMİRTAŞ HİÇ Mİ ALLAH’TAN KORKMUYOR?”

Selahattin Demirtaş’ın bu ve bundan önce işlenen katliamların tek sorumlusu olduğunu söylüyor Birgül anne ve bu uğursuz herifin, torunlarının ve gelininin boynunu bükük bıraktığının altını çiziyor. Ama zalimin o çirkin yüzüne hak namına tükürmeyi de ihmal etmiyor:

“Demirtaş’a sesleniyorum. Sen, Kürtleri birbirine kırdırıyorsun. Oğlumun çocuklarını ve gelinimi yetim bıraktın, boyunlarını bükük bıraktın. Hiç mi Allah’tan korkmuyorsun? Senin bu dünyada da öbür dünyada da yatacak yerin yok. Amerika’nın uşağı oldun. Ermenilerle bir oldun. Hiç mi utanmadın?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da sesleniyorum: Sen benim çocuğuma, Müslümanların çocuklarına sahip çıkmadın. Allah’tan kork Allah’tan. Daha ne kadar insanların haksız yere katledilmelerini seyredeceksiniz. Benim çocuğum Kur’an yolunda hayatını kaybetti, şehit oldu. Bunu herkes böyle bilsin.”

Yüreği yanan başka biri daha vardı. Soruyordu: “Polis neden damadım Aytaç’ın katillerini yakalamıyor?” diye. Cevabını veremedik. Boynunu büktü ve ağzından çıkan sadece bir kelime oldu: “Allah onlara bırakmasın.” Bize de düşen sadece bir kelime oldu: ÂMİN!

“DEMİRTAŞ’IN ANNESİ VE KIZ KARDEŞİ BENDEN KUR’AN DERSİ ALMIŞTI”

Saliha ana da damadı gibi bir Kur’an aşığı idi. Kimlere ders vermemişti ki. Bu kimlerin arasında damadı Aytaç’ın katledilmesi emrini veren Demirtaş’ın annesi ve kız kardeşi bile vardı.

“Eli kanlı 20 kişi damadımı katletmek için gelmiş ancak bir teki bile yakalanmadı” diyor Saliha ana. Kimse sormaz mı; niye bu zulüm? Kimse görmez mi işlenen bu cinayetleri? Halen niye destek verilir bu katillere? Diyor da bir anlam veremiyor Saliha ana. Haklı da…

Kimseyi incittiği duyulmuş mudur acaba Aytaç’ın? Kendisi de damadı Aytaç gibi 23 yıldı bu semtte, yani Şehitlik’te oturuyordu. Kimseyi incittiği duyulmuş mudur acaba Aytaç’ın?
Şuurlu bir anamızdı Saliha ana ve aslında o da her şeyin farkında idi. Tıpkı Birgül ana gibi. Evet, o da çok iyi biliyordu ki, Aytaç’ın tek suçu Müslüman olmasıydı…

ŞEHİT ABDULCELİL TALAYHAN

Kürdistan’ın hainlerinin hedefi haline getirilen bir diğer iman eri ise hak davasına gönül vermiş Şehit Abdulcelil Talayhan idi.

“BEN ONDAN NASIL RAZIYSAM ALLAH DA ONDAN ÖYLECE RAZI OLSUN”

Şehidi bize anlatan eşi Asiye Talayhan, Abdulcelil ile 14 senedir evli olduklarını ve Allah’ın kendilerine 5 çocuk lütfettiğini söyleyerek, “Ben ondan nasıl razıysam Allah da ondan öylece razı olsun” diyerek şehidinin arkasından dua etmeyi de ihmal etmiyor.

Şehit Abdulcelil’in kendisini bir gün olsun haksız yere kırmadığını ve kendisini üzmediğini belirten Asiye bacı, “Çocuklarını çok sever, onlara kızmazdı. Her zaman ‘Ben onları İslam terbiyesiyle büyütüp en iyi şekilde okutacağım inşallah’ diyordu. Hayatı sakin, evinde huzurlu ve hayır üzerine kurduğumuz hayallerimiz vardı. ‘Beraber hacca gideceğiz’ diyordu bana. Bir gün olsun ondan rahatsız olan birini de görmedim. Çevremiz, köylüler, komşularımızın hepsi ondan çok memnundu. Bütün herkes tarafından çok sevilen, sayılan ancak en önemlisi güvenilir, emin biriydi” diyerek şehit gibi yaşayarak şahadeti hak eden yiğidini tarif ediyordu bize.

“SON ZAMANLARDA BENDEN HEP HELALLİK İSTERDİ”

Eşinin son zamanlarda yaşadığı garip duruma işaret eden Asiye Hanım, yaşadığı durumu şöyle anlatıyor:

“Son zamanlarda benden hep helallik isterdi. Ben de bir gün ağladım ve niye böyle söylüyorsun, dedim ona. O da bana, ‘Dünya hali hanım, ölüm kalım hali. Belli olmaz. Sen yine de hakkını helal et” dedi.

Şahadetin yaşandığı günü anlatmasını istedik Asiye ablamızdan. Sesi titrekti. Acısı derin. Gözleri azıcık nemli… Derin bir iç çekerek yaşadığı o büyük elemi anlatmaya başladı:

“Eşim sabah kahvaltısını yapıp tarlaya gitti. Daha sonra öğleye doğru eve geldi, abdest aldı. Cuma namazı vaktiydi. Hutbeye gitti. Daha sonra eve geldi ve yemek yemeden evden çıktı. Arkasından baka kaldım. Bu, sağ olarak son gördüğüm hali idi. Ben de dayımlara gitmiştim. Kalkıp eve gelecektim ki, HDP’lilerin araç konvoyu evimizin önünden geçti. Biz de, kalabalık dağılsın diye çıkmadık. Kalabalık dağıldıktan sonra eve geldim. Bahçeye çıktığımda silah sesleri duydum. Köy meydanından kaçarak gelen bir çocuğa neler oluyor diye sordum. Çocuk bana; ‘Sedat elinde silahla köylülere ateş ediyor’ dedi. Ben de merak ettim. Olay yerine gidip vardığımda M. Şerif Şimşek’in annesi ağlayarak geldi ve ‘Abdulcelil şehit oldu’ dedi. Dizlerimin bağı çözüldü ve olduğum yere çöktüm. Ağladım, ağladım, ağladım. Öfkemi bir türlü dizginleyemiyordum. Yerimden kalktım. Katilin evinin önüne gittim ve evi taşlamaya başladım. Elimden başka bir şey gelmiyordu. Alçakça bir şekilde Abdulcelil’i katletmiş ve korkakça gidip evlerine sığınmışlardı. Ne diyeyim? Onları katledenleri Allah’a havale ediyorum.”

“BUNLARDA HİÇ Mİ ALLAH KORKUSU YOK?”

“PKK ve HDP melanetini bu mazlum, Müslüman halkın başına musallat edenlere hakkımı helal etmiyorum” diyor Asiye bacı ve ekliyor, “Bunlar Allah’a nasıl hesap verecekler? Bunlarda hiç mi Allah korkusu yok? Ya da hiç mi hesap gününü düşünmüyorlar?”

Abdulcelil’den sonra çok ağladığını söylüyor Asiye bacımız ve “Ne zaman ağlasam çocuklarım gelip niye ağlıyorsun? Bizim babamız şehit oldu, cennete gitti. Biz de onun yanına gideceğiz inşallah” dediklerini hatırlıyor birden. Çocukları onun tek dayanağı olmuş. Şehadet olayından sonra ailece yaşadıkları acıları hatırlıyor birden:

“Büyük oğlum babasının şahadetinden sonra birkaç gün ağlamaktan dolayı hiç konuşamıyordu. 13 yaşındaki kızım Zehra da çok ağladı ve soruyordu hep: ‘Babam tarlaya gitmişti, ama zalimler onu öldürdüler. Babam size ne yapmıştı, niye öldürdünüz’ diye. Ama kendimizi toparladık. Allah izniyle çocuklarımı şehidimin istediği şekilde en güzel şekilde yetiştirmeye gayret edeceğim.”

“YÜREĞİM, O KÜÇÜCÜK YAVRUYA ‘BABANI KATLETTİLER’ DEMEYİ KALDIRAMADI”

Yüreği yanan bir anne de Abdulcelil’in annesi Adile Hanım idi. Çocukluğundan beri kimseye saygıda kusur etmemiş, düşmanı olmayan, onu sevmeyenin bile elinden ve dilinden emin olduğu Abdulcelil gibi bir insanı kim niye katletmek isteseydi. Yüreği yanıyordu bir anne olarak Adile Hanım’ın. O acı dolu günü hatırlayıverdi bir anda. Yüreğindeki sızı dudaklarına dökülüverdi:

“Oğlumun şehit olduğu gün ben hastaydım. Küçük kızı ağlayarak yanıma geldi. Ben de ona ‘Niye ağlıyorsun?’ diye sordum. O da bana; ‘Diğer çocuklar benim babamın öldüğünü söylüyorlar’ deyince ben, çocukların kendisiyle şaka yaptığını söyledim. Yüreğim, o küçücük yavruya ‘Babanı katlettiler’ demeyi kaldıramadı. Diyemedim. Acımı yüreğime gizledim. Yutkundum. Yarabbi, sen bunu yapanların yanına kâr bırakma…”

“BEN DAVAMDAN DÖNMEYECEĞİM”

Oğlunu katledenlerden, katillerine cesaret verenlerden ve bu zulmün ortaya çıkmasına sebep olanlardan davacı olduğunu ve onları ilahi mahkemeye havale ettiğini söyleyen Adile ana, kararlı bir duruşla; “Ben davamdan dönmeyeceğim. Oğlumun davasından dönmeyeceğim. Son nefese kadar onun davasına sahip çıkacağım inşallah” diyerek bir İslam mücahidinin nasıl bir annenin elinde yetiştiğini de aslında bir kez daha göstermiş oluyordu.

ŞEHİT MUHAMMED ŞERİF ŞİMŞEK

Köyde yaşanan arbede sonrası PKK’nın lanet zihniyeti ve bunun şehirdeki temsilcileri olan HDP’li mahlûklar, hiçbir şeyden haberi olmayan ve tarla çalışmasından dönen Abdulcelil’i katletmiş, köyde büyük bir arbede yaşanmıştı.

Abdulcelil’in başına toplanan köyün Müslüman ahalisi hep bir ağızdan seslenerek, Abdulcelil’in hastaneye yetiştirilmesi için bir aracın getirilmesini istemişlerdi. Muhammed Şerif de o esnada orada bulunuyordu. Aracını bu hain güruhun temsilcilerinin ateş ettiği duvarın altına park etmiş, lakin duvarın arkasına kurulan hain pusunun farkında değildi. Can havliyle aracına koştu. Ancak suçsuz, günahsız insanları katleden aşağılık güruh, onları hastaneye yetiştirmeye çalışanları da hedef almış ve Muhammed Şerifi de başından vurarak katletmişlerdi.

Evet, işte bu Kürdistan’da hak davanın yaşaması için canını ve malını feda etmekten geri durmayan yiğit Muvahhidlerin ve Mustazafların hikâyesi…

Muhammed Şerif ile 11 bir yıldır evli olduklarını söyleyen Emine Şimşek’in söyledikleri de diğer şehit eşlerinin söylediklerinde farksız. Tüm söyledikleri aslında aynı kapıya çıkıyor. Onlar önce şehit gibi yaşadılar ardından şehit oldular. Yani daha dünyada iken bu mertebeye ulaşmanın basamaklarını bir bir tırmandılar.

İmanla Nakşedilmiş Mütevazı Bir Hayat

4 çocuğu vardı Emine hanımın ve onlarla teselli buluyordu şehidinin ardından. Allah’a adanmış bir ömür ve her ikisinin de hak adına kurulu hayalleri vardı. Tek derdi vardı şehidinin; kendisi de, eşi de iyi yetişmeli, İslam adına insanlara verebilecek bir şeyleri olmalıydı. Bunun için şehit Muhammed Şerif sürekli eve kitaplar getirir, okur, okutur ve “kendimizi yetiştirmemiz gerekir” derdi. “Onun vesilesiyle kendimi yetiştirdim” dedi Emine hanım. Haftada bir evinde sohbet yapardı şehit, ona ve çocuklarına. Her gün bir çocuklarını kendisiyle götürür, akşama kadar onlarla ilgilenmeyi kendisi için vazgeçilmez bir görev olarak görür ve severdi. Hem okumayı önemser, hem de okuduklarını yaşamayı ihmal etmezdi.

Dahası mı? O bir dava eriydi. Hak davasına adanmış bir ömür. Ve gerekirse bu davaya feda edilecek bir canın sahibiydi.

Eşi Muhammed Şerif’in şahadeti bir gün olsun dilinden düşürmediğini belirten Emine bacı, kendisiyle 11 yıl ömür geçirdiği şehidini şöyle anlatıyordu:

“Her evden çıktığında hatır bırakmaz, bizden helallik isterdi. Zaten şahadetinden birkaç saat önce, saat 11.00 gibi eve gelmişti. Ben de o esnada bir battaniye yıkıyordum. Bana; ‘Dünya işi ile fazla uğraşma, kendine kitap oku’ dedi. Abdest aldı ve her zaman olduğu gibi benden helallik istedi sonra hutbeye gitti. Ben de ondan sonra evden çıktım kaynımın evine gittim. Misafirleri gelmişti ve ben de onlara yardıma gitmiştim. Evde Rehber TV açıktı. Televizyonu izliyorduk. Sonra televizyonda eşimin şehid olduğunu öğrendim. Bilmiyorum ama ilk tavrım hamd etmek oldu. Dudaklarımdan ilk dökülen söz; “Elhamdülillah şehadet bize de nasip oldu” demek oldu. Her zaman sözcüklerde arzuladığımız şey bu sefer gelip kapımızı çalmıştı. Rabbime hamd olsun.”

Devletten Katillere Mükâfat

Dünyanın hali değişmiş, köyde ki askerler Muhammed Şerif’i katledenleri korumaya almışlardı. Sanki bir mükâfat veriliyor gibiydi. Bu mükâfat ileriki günlerde daha da belirginleşecek, gelen bir emirle askerler köye giderek, yıllardır komşusu olduğu Muhammed Şerif ve Abdulcelil’i katleden PKK /HDP’li soysuzun ekinlerini biçerek kendisine teslim edeceklerdi.

“ONLARA BEDDUA BİLE ETMİYORUM”

Şehidinin başına giden Emine Hanım, gördüklerini şöyle anlatıyor:

“Ben eşimin tabutunu gördüm. Açtım yüzüne baktım. Yüzü nur gibi parlıyordu. Oğlum ikisinin de tabutunu öptü. Ben de oğlumu öptüm. Ne diyeyim? İnşallah çocuklarım da ben de eşimin yolunda feda olanlardan oluruz. Elhamdülillah, Allah herkese şehadeti nasip etmez. Ben bu yüzden mutluyum. Onu katledenlere gelince onlara beddua bile etmiyorum. Onları Allah’a havale ettik. Allah ıslah etsin.”

“ÇOK ŞÜKÜR ONLAR ŞEHİT OLDULAR”

Oğlu Muhammed Şerif’in acısıyla yüreği yanan anne Rabia Şimşek ise oğlunun İslam ve Kur’an şehidi olduğundan şüphe edilmemesini söyleyerek; “Oğlum Muhammed Şerif, şehit Abdulgaffur, Şehit Hüseyin ve Diyarbakır’da yakılan Şehit Yasin’in yoluna tabi idi. Hepsi aynı davadan, aynı nedenlerden dolayı şehit edilmediler mi? Hepsi kardeştirler, kanları aynıdır ve aynı nedenlerden dolayı bu mübarek kanı döktüler. Abdulcelil de amcaoğlum idi. Çok şükür, onlar şehit oldular” diyerek yaşadığı haklı gururu dik duruşu ile ortaya koydu.

“BEN BURADAN BABAMA SELAM SÖYLÜYORUM”

Babasının, aşkı olan şehadeti ismine nakşettiği 10 yaşındaki kızı Şüheda Şimşek de bu haklı gururu ve ilahi ikramı iyi okuyanlardan biri.

“Babam benim adımı Şüheda koydu, şehit olmak için Şüheda koydu” diyerek kendinden beklenenin üstünde bir olgunluk sergileyen Şüheda, babasının şehadetine üzülmediğini, onun alçak düşmanlarını da sevindirmemek için ağlamadığını söyledi ve ekledi: “Ben buradan babama selam söylüyorum.”

Esengül Özkan - Kadriye Bal / Nisanur Dergisi - Temmuz 2015 (44. Sayı)
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
ALINTI YAZARLAR
Diğer Yazarlar

SON YORUMLAR
@Ziyaretci
70 yılda kemalistlerin başaramdığını islamcı akp iktidarında başardı.
10 Kasım 2017 Cuma 11:39
@Ziyaretci
tamam talebiniz kabul gürüldü kürtlükten çıkarıldınız
03 Ekim 2017 Salı 10:32
@kurd
ALLAHINA KURBAN. ADAMSIN ADAM
25 Eylül 2017 Pazartesi 14:32
@serwxebun
kürtleri aç bırakmakla tehdit edenler bilsinler ki herşeyimizi barzaniye feda ederiz yeter ki kürdistan kurlsun bedel ne ise öder ve ödetiriz hüdaparı kürt kardeşlerinin yannda olduğu için de tebrik ederiz
23 Eylül 2017 Cumartesi 13:01
@Şex Said Seriyyelerİ
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAHIN ADIYLA BİZİ KARANLIGIN ASKERLERİNE KARŞI AYDINLIGIN ASKERİ YAPAN ALLAHA HAMD OLSUN GEREKİRSE ALLAH İÇİN MAPUKTAN DAHA YUMUŞAK GEREKİRSE ALLAH İÇİN TAŞTAN DAHA SERT OLURUZ... Şex Said Seriyyeleri.
06 Eylül 2017 Çarşamba 21:47
@kürdi
artık kürtlerin hayal kurduğu dönemler bitmiştir belki bağımsızlık için bedel ödeyecekler ama şuda kesin ödeteceklerde bunun karşısında kimse duramaz
20 Ağustos 2017 Pazar 17:05
@rojj
bağımsız kürdistan kürtlerin ana süütü gibi helaldir lazımdır artık süürgecilerde bunu anlamalı bunun önü kesilemez
20 Ağustos 2017 Pazar 17:02
@Ziyaretci
SÖZ KONUSU KÜRTLERİN BAĞIMSIZLIĞI OLUNCA "BÖLÜNMEYİ" GÜNDEME GETİRİRLER
13 Ağustos 2017 Pazar 12:32
@Ziyaretci
GORAN ABD YEMİ HİZMET EDYOR? NE BU YA
13 Ağustos 2017 Pazar 12:30
@Ziyaretci
ne zaman kürtler bağımsızlık dese birileri çıkıp " ikinci israil devleti kuruluyor" yazıklar olsun
13 Ağustos 2017 Pazar 12:28