Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Başörtüm!
21 Aralık 2012 Cuma 17:02
Esasen, sahte yüzleri; ilköğretimde başörtüsüne ‘cehalet` söylemleriyle, kadınlı erkekli tertipleriyle, zindanlara doldurdukları iman erleriyle, ‘kültür etkinliği` adı altında işlenen çirkeflikleri mazur görmeleriyle ve kadının iffeti olan başörtüsüne getirdikleri yeni ‘modern (!) çizgi` ile sırıtmaya başlamıştı...
Başımın tâcı
Ukdem ilacı
İffettin minhâcı
Sen, Başörtüm!

Derdime def’a
Gönlüme sefa
Ahdime vefa
Sen, Başörtüm!

Yoluma azık
Ruhuma ışık
Ahvalime şık
Sen, Başörtüm!

En güzel gaye
Cennette paye
Değilsin saye
Sen, Başörtüm!

Rabbimin emri
Gözümün feri
Âlemler Gülferi
Sen, Başörtüm!

Canda canansın
Ar-ı mahyamsın
İlm-i ummansın
Sen, Başörtüm!

Senle doğruldum
Bazen kovuldum
Sanma yoruldum
Senle Başörtüm!

Senle dirildim
Bazen yerildim
Rızaya erdim
Senle Başörtüm!

Senle yüceldim
Huzura geldim
Ne çok sevindim
Senle Başörtüm!

O gün çifte bayram yapmışt adeta. Adı sanı önceden pek bilinmeyen ancak ‘Bismillah’ ile ve ‘başörtüsüne özgürlük’ vaadiyle ismini duyuran ve bu sayede ‘iktidar’ olan bir partinin seçildiği o gecenin sonrasındaki gün…

Adeta koşarak sevinçle tüketmişti okul yolunu. Gözleri, ilk olarak birkaç gündür küskün olduğu arkadaşını aramıştı ve onu gördüğünde ‘konuşmadıklarını’ umursamadan sarılmıştı boynuna. O da aynı heyecanla, sevincini paylaşmak için onu bekliyormuş meğer… “Yaşasın, artık biz de özgürce başımızı örtebileceğiz” demişlerdi bir ağızdan. Tabi ya. Ne çok dualar etmişlerdi kazansın, başa geçsin diye… O, adı ‘ak’ olan parti… Duaları kabul olmuştu işte…

Okula başını örterek gittiği için yanında görünmek istemezdi kuzeni. Sırf bu nedenle öğün değiştirmiş, ‘sabahçı’ olmuştu. Onunla okula son gelişlerinde korktuğu başına gelmişti yine de! Zeyneb okul bahçesine girer girmez, merdivenlerin başında nutuk atan “müdür bey”in hışmına uğramışlardı. Evet, kuzeni de uğramıştı bir nebze… Tabi hemen “Hadi ama! Artık aç şunu. Bak müdür kızıyor” demişti. Umarsızlığını görünce de adımlarını hızlandırmış Zeyneb’i tanımıyor görüntüsü vermeye çalışmıştı… İşte o gün, ona ‘boşu boşuna öğün değiştirdiğini’ söylemiş; artık ne müdürün ne de bir başkasının başörtülü öğrencilere yönelik, rencide edici söz ve davranışlarda bulunamayacağını haykırmıştı adeta…

Ne var ki yıllar geçmesine rağmen bir gün bile sınıfa başörtüsüyle girememişti Zeyneb… Hevesi kursağında kalakalmıştı. Örtüsünden değerli değildi ya, okulu bırakmıştı o da. Ama hala umudunu yitirmiş değildi. Ne de olsa, o okuyamasa da bir iki yıl sonra başkaları okuyabileceklerdi başörtüleriyle, özgürce… ‘Şartlar olgunlaşacaktı’ elbette. Öyle diyorlardı; dillerinden ‘Allah’ı düşürmeyen başbakanı ve cumhurbaşkanı! Hem eşleri de başlarından ‘örtü’yü düşürmüyorlardı…

Aradan yıllar yine geçmişti. Aynı kişiler, siyaset yarışında Allah ve peygamberi dillerine daha çok dolamış; Kur’an’dan ve İslami şahsiyetlerin eserlerinden kesitlerle Müslüman halkı kendilerine ve vaatlerine inandırmaya çalışmışlardı. Bunda başarılı da olmuşlardı hani. Peyderpey iktidar koltuğuna oturmuşlardı… Ama artık iyiden iyiye eskimiş olan yüzlerinin foyası tastamam meydana çıkmıştı. Bunun farkındaydı Zeyneb…

Esasen, sahte yüzleri; ilköğretimde başörtüsüne ‘cehalet’ söylemleriyle, kadınlı erkekli tertipleriyle, zindanlara doldurdukları iman erleriyle, ‘kültür etkinliği’ adı altında işlenen çirkeflikleri mazur görmeleriyle ve kadının iffeti olan başörtüsüne getirdikleri yeni ‘modern (!) çizgi’ ile sırıtmaya başlamıştı. Ancak bu denli aşikârane bir tutum sergileyeceklerine, yıllardır içlerinde taşıdıkları umudu (yönetmeliğe konulan ‘okul içinde başı açık’ ibaresiyle) kökten yok edeceklerine, bunca genç kızın hakkını gasp edeceklerine dahası Allah’ın emrine utanmadan, sıkılmadan, üşenmeden muhalefet edeceklerine ve başörtüsünü resmen yasaklayacaklarına doğrusu ihtimal vermemişti… Üstelik sonrasında pişkin pişkin açıklamalarda bulunarak…

“İsteseydik yapardık, ama öyle bir niyetimiz yok.”
“Aldığımız kararlarla birilerini memnun etmek zorunda değiliz.”
“Biz ne yaptığımızın farkındayız.”

“Hayır, kesinlikle farkında olamazsınız!” diye haykırdı Zeyneb! İç dünyası adeta çalkanıyordu bu son gelişmelerle…

“Allah’a ve emirlerine karşı savaş açmışken, yaptığınızın farkındaysanız; sizler gerçek manada iman etmişler olamazsınız… Aldığınız kararlardan Müslümanlar dışında her sınıftan, her dinden/inançtan insan memnunsa ve bu sonuçtan memnunsanız; sizler Müslümanlara dost olamazsınız… Zulmünüzü göğsünüzü gere gere haykırmaktaysanız -ki aynen öyle-; sizler zalim ve zorbalarsınız… Mahşerde iki elimiz yakanızda olacak, bunu böylece bilesiniz…” diye söyleniyordu içten içe… Ardından yine derin düşünceler… İlticalar…

“Bunu dediğim için kimse kızmasın bana ve benim gibi olanlara. Yüreğimizden arş-ı alaya ulaşan sitemlerin asıl sorumluları onlar zira. Sol zihniyetin tavrı zaten ortada… Okul bahçelerinde, lavabo köşelerinde elimiz titreye titreye ve buruk yüreklerle, ağlayarak, içten içe elem duyarak başörtümüzü açmamıza vaktiyle seyirci kaldılar. Şimdi ise bu zulmü resmen yasalaştırdılar. Üstelik başörtülü öğrencileri ‘tevbe’ ye zorluyorlar. İktidar oldukları gibi ‘muktedir’ olduklarını da sanıyorlar. Oysa ne çok aldanıyorlar…

Bizler, bu çarpık zihniyetin yıllardır oyaladığı, kandırdığı, ötelediği, mağdur ettiği başörtülü mazlumlarız… Eğitim hakkı, meslek hakkı, kamu alanlarına girme hakkı, sokakta; incitilmeden, rencide edilmeden yürüme hakkı elinden alınan genç kızlar, kadınlar, anneleriz… Bir kısmımız bu sızıyı içinde duya duya yol alırken, çoğumuzsa taze adımlarla ilerliyor bu yolda…

Sanmasınlar ki onlar yasaklıyor diye bizler boyun eğeceğiz! Tam aksine, kimselerin bileyemediği kadar bilediler azmimizi… Bir kez daha hatırlattılar bize, ‘Hüküm ancak Allah’ındır!’ hakikatini… Onlara rağmen, fikir babaları şeytana rağmen, tüm engellemelerine ve ‘yasak’larına rağmen; hak olan davamızdan, mücadelemizden ve iffetimiz olan başörtümüzden vazgeçmeyeceğiz…”

Yüreğinden dökülen bu sözleri avazı çıktığı kadar haykırmayı ve tüm dünyaya duyurmayı öyle çok arzuluyordu ki! Ne var ki yine sadece gözyaşları akıtmakla yetinmişti. Doğru ya ‘Allah ne güzel vekildi!’

ELİF YÜKSEK
 


 
Bu Yazi 1966 kez okundu
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Toplam (21) adet yorum eklenmiştir.
@Özgür Müslüman
21 Ocak 2013 Pazartesi 08:55
Maşallah ablam Bu Sitede En Çok sizin Yazılarınız Var. Hepsi de Bir birinden güzel. vesselam
  YORUM DEVAMI
@zeynep (y.ova)
28 Aralık 2012 Cuma 19:15
elif ablacım eline yüreğine sağlık ALLAH RAZI OLSUN :)
  YORUM DEVAMI
@ali
24 Aralık 2012 Pazartesi 15:40
mükemmel bir yazı ,tek kelıme ile muhteşem. abla kalemine sağlik
  YORUM DEVAMI
@vali
24 Aralık 2012 Pazartesi 15:33
allah razı olsun güzel bir yazı ....emeğinize bereket
  YORUM DEVAMI
@nur
24 Aralık 2012 Pazartesi 12:45
alah razi olsun bacim
  YORUM DEVAMI

» Birbirimizin İzzetini Koruyalım! 12 Aralık 2015 Cumartesi 16:30
» Hisler Yumağına Takılan Kuşum! 27 Ekim 2015 Salı 14:40
» Yırtık Ayakkabılar 05 Mayıs 2015 Salı 03:58
» Öze Güvenli Bir Yolculuk! 10 Şubat 2015 Salı 15:06
» Gönül denizimizin sahiline neler vuruyor? 14 Ocak 2015 Çarşamba 17:29
» Allah'a Ismarlanmak! 19 Ocak 2013 Cumartesi 23:25
» Sevgiyi vefayla taçlandıranlar! 13 Kasım 2012 Salı 00:51
» Ayet Bakışlım! 14 Ekim 2012 Pazar 14:57
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
ALINTI YAZARLAR
Diğer Yazarlar
SON YORUMLAR