Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Birbirimizin İzzetini Koruyalım!
12 Aralık 2015 Cumartesi 16:30
Düşünsenize, hangimiz isteriz ki; kocamız iyi yemek yapamadığımızı, tertip ve düzenimizde olan aksaklıkları vs. çevresine aktarsın? Uluorta yerlerde onurumuzu kırıcı söz ve eylemlerde bulunsun…


 Şanı yüce Allah’ı seven ve Allah’ın da kendilerini sevdiği bir toplum düşünelim! Bu toplumun her bir bireyi; kadını-erkeği, genci-yaşlısı mü’min olsun ve birbirlerine karşı son derece yumuşak ve mütevazı davransınlar. Bu mü’min kimseler, kâfirlere karşı ise güçlü (sert) ve izzetli olsunlar. 

Bu kimseler, Allah yolunda mallarını ve canlarını feda etmekten kesinlikle geri durmadıkları gibi hiç kimsenin kınamasından da endişe duymasınlar. Ve bu izzetli duruşlarını, tevazu kanatlarını kuşanmalarını da asla ama asla kendilerine mal etmesinler; Allah’ın bir lütfu olarak görsünler ve onu dilediğine vereceğini de gayet iyi biliyor olsunlar. 

Bu, bir hayal ürünü olmadığı gibi fantastik bir kurguya has da değil aslında. Tam aksine, böyle bir toplum, yüce Rabbimizin vaatleri arasındadır ve Maide Suresi 54. ayette buna dikkat çekilmekte; iman edenlere ciddi bir ikaz yapılmaktadır:

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah`ı severler; mü’minlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah`ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.”

Hangi mü’min, kendisini yoktan var eden Rabbi tarafından sevilmek istemez ki! Rabbine duyduğu sevgide samimi oluşunu teyit etmeyi, Allah’ın vaadi olan o ideal toplumun bir bireyi olmayı, övgüyle bahsedilen o güzel vasıflarla kuşanmayı kim arzu etmez ki? Korkmadan ve hiçbir endişe duymadan Allah yolunda mücadele edebilme gayretiyle dolu değerli bir yaşam, hangi Müslümanın hayallerini süslemez ki?

Sanıyorum, tüm bunları tamamen gündeminin dışına atacak hiçbir mü’min yoktur! 

Bir mü’min düşünelim şimdi de! Kendisinden sadır olan tüm güzellikleri, Rabbinin fıtrat hamuruna kattığı güzide ekler olarak bilsin ve onları şekillendirip geliştirme adına gayret etsin. Kendisinde iman, itaat ve ibadetten ötürü hâsıl olan meziyetleri; dini hakikatleri inadına örtbas etmek isteyenlere (kâfirlere) karşı bir üstünlük vesilesi görerek izzeti kuşansın. 

Kardeşlerine karşı ise bir paylaşım aracı olarak görsün; elindeki ilacı ihtiyacı olanlara ulaştırma gayreti taşıyan bir bahtiyar edasıyla onların da nasipdar olması için didinsin. Ve daha da mühimi tevazu kanatlarını yerlere kadar indirsin. Dahası kendisine Aziz Allah tarafından emaneten verilmiş olan o meziyetleri kendisinden bilmesinin, bu vesileyle kardeşleri üzerinde baskı kurmaya çalışmasının ve üstünlük taslamasının ‘kibir’ olduğunu bilsin; ondan mutlak surette kaçınsın. 

Evet, izzet ile kibrin arasındaki incecik çizginin, indinde kalınca bir yer tuttuğu bir mümin profili tam da böyledir.  

Peki, biz bu profille ne derece uyum sağlıyoruz, hiç düşündük mü?

Peygamber Efendimiz (SAV)’in “Hiçbiriniz, kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe, iman etmiş olamaz.” buyurduğu noktadan hareketle, kardeşimiz için istemelerimizin önündeki en büyük engel olan kibrin, aynı zamanda imanımızı da zedelediğinin…

Abdullah ibni Ömer (RA)’in bir gün Kâbe’ye bakarak “Sen ne kadar da azametlisin. Saygınlığın ne kadar da muazzamdır. Fakat Allah katında müminin itibarı senden daha muazzamdır.” demesinden hareketle, mümin kardeşimizin itibarını, haysiyetini, onurunu bilerek ya da bilmeyerek zedelerken ne derece korkunç bir fiil işlediğimizin ve altında yatan tek nedenin de yine ‘kibir’ olduğunun…

“Her kim Müslüman kardeşinin ayıbını araştırırsa, Allah da onun ayıbını araştırır (ortaya çıkarır) ve Allah, kimin ayıbını araştırır/ortaya çıkarırsa evinin içinde bile olsa onu rezil eder.” Nebevi buyruğunun açtığı pencereden baktığımızda, masum bir meraktan ibaret gördüğümüz kimi sorgularımızın temelinde inceden inceye bir ‘üstünlük taslama’ gayreti olmakla beraber Celil olan Allah’ı da karşımıza aldığımızın ne derece farkındayız, sahi?

Ya araştırmasına hiç gerek bile olmayanlar? Yani eşler… Onların durumu nasıl olacak dersiniz? Eşinin kusurlarını bir şekilde aşikâr edenlerin, rezil olmalarının boyutunu tahayyül edebilir misiniz? “Allah’ın bu konudaki yaptırımı nasıl olacak?” diye düşünürken dahi sıtma tutmuşçasına titrememek, ürpermemek mümkün değil…

Evet, eşlerin birbirlerinin ayıbını araştırmasına gerek yoktur! Onlar birbirlerinin her hallerine vakıftırlar; her durumlarına şahittirler zira. 

Düşünsenize, hangimiz isteriz ki; kocamız iyi yemek yapamadığımızı, tertip ve düzenimizde olan aksaklıkları vs. çevresine aktarsın? Uluorta yerlerde onurumuzu kırıcı söz ve eylemlerde bulunsun… Kardeşlerimize, çevremize karşı takındığımız tevazuumuza ve izzetli duruş sergilemeye en layık olduğumuz kimselere olan tutumumuza halel getirsin… Eksik ve kusurlarımızı diline pelesenk etmesi, bizi can evimizden vuracaktır öyle değil mi?

Ya da en dağınık en ‘günlük’ hallerimize şahit olan yakın komşumuzun, bu durumumuzu diğer komşu ve tanıdıklarımıza taşıdığını; bu vesileyle kendisiyle yakın temasımız olmayanların dahi bizi çok yakından(!) tanıdığını bir düşünsenize… 

Evet, sadece düşünmesi bile iliklerimize kadar ürperti veriyorsa; bu durumların gerçeğe yansıması ve dahası bizce yaşanması ne kadar korkunç olur(du), kim bilir…  

Ne olur, birbirimizin izzetini koruyalım! 

Kocamızın şerefi; bizim söylemlerimiz, ‘Benim kocam aslında…’ diye başlayan ve kendisinde yalnızca bizim tanık olduğumuz yönlerini saymakla devam eden cümlelerimizle zedelenmesin…

Komşumuzun haysiyeti; bizim ifşa ettiklerimiz sonucu, ‘Geçenlerde ona gitmiştim…’ lerle başlayan ve samimiyetimize dayanarak rahat davranmasıyla dilimize dolayabildiğimiz bir takım söylemlerle lekelenmesin…

Kardeşimizin onuru; kendisinden sadır olan insani yönleri, müşfik bir doktor edasıyla tedaviye yeltenmediğimiz ve aksi bir tutum sergilediğimiz için hasar görmesin…

Birbirimizi saralım, onaralım, hayra teşvik edelim! Aziz (en üstün, en yüce, en mutlak ‘izzet’ sahibi) olan ancak Allah’tır, amenna ve sadakna. Lakin biz “İzzet (yalnızca) Allah’ındır, Resulünündür ve mü’minlerindir” (63 / 8) ilahi penceresinden bakmayı da ihmal etmeyelim ve o mü’min dairesinde kalmanın mücadelesini verelim. Bıkmadan ve usanmadan…

İzzetin lezzetiyle damakları tatlanmış, kalpleri nurlanmış, gönülleri sükûna ermiş ve vaad edilen toplumun mesud bir bireyi olabilmiş o mücahede ehlinden olmak duasıyla…

Elif Yüksek - Yuksekova Ajans
Bu Yazi 1928 kez okundu
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Toplam (12) adet yorum eklenmiştir.
@geveri
23 Ocak 2016 Cumartesi 14:36
vala sibel abla sözde yazar ne istediini kendiside bilmiyor
  YORUM DEVAMI
@sibel
22 Aralık 2015 Salı 18:03
Kadın ruhu konusunda otuz yılı aşkın çalışmalarıma karşın, yanıtlamayı başaramadığım bir soru var. Kadın ne ister? ( Sigmund Freud)
  YORUM DEVAMI
@Adınız Soyadınız
22 Aralık 2015 Salı 17:31
Tanrı ideal kocayı yaratırken kadınlara, onları dünyanın her köşesinde bulabileceklerine dair söz vermiş. Sonra, dünyayı yuvarlak yaratmış!
  YORUM DEVAMI
@Adınız Soyadınız
14 Aralık 2015 Pazartesi 17:34
nerde o anlayış
  YORUM DEVAMI
@ maddi çıkarın ön pılanda olduğu
13 Aralık 2015 Pazar 16:59
maddi çıkar ve menfatlar hayatın vaz geçilmez onsuru olunca ailelerde eşler arası güvensizlik artı büyle olunca bibirlerinin izzetini muhafaza etmediler daha doğrusu böyle bir bilinç ve kültürden yoksun kaldılar. bu durum bir çok sözde islami bilince vardığını idda eden ailelerde güze çarptığı bir gerçektir.
  YORUM DEVAMI

» Hisler Yumağına Takılan Kuşum! 27 Ekim 2015 Salı 14:40
» Yırtık Ayakkabılar 05 Mayıs 2015 Salı 03:58
» Öze Güvenli Bir Yolculuk! 10 Şubat 2015 Salı 15:06
» Gönül denizimizin sahiline neler vuruyor? 14 Ocak 2015 Çarşamba 17:29
» Allah'a Ismarlanmak! 19 Ocak 2013 Cumartesi 23:25
» Başörtüm! 21 Aralık 2012 Cuma 17:02
» Sevgiyi vefayla taçlandıranlar! 13 Kasım 2012 Salı 00:51
» Ayet Bakışlım! 14 Ekim 2012 Pazar 14:57
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
ALINTI YAZARLAR
Diğer Yazarlar

SON YORUMLAR
@Şex Said Seriyyelerİ
RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAHIN ADIYLA BİZİ KARANLIGIN ASKERLERİNE KARŞI AYDINLIGIN ASKERİ YAPAN ALLAHA HAMD OLSUN GEREKİRSE ALLAH İÇİN MAPUKTAN DAHA YUMUŞAK GEREKİRSE ALLAH İÇİN TAŞTAN DAHA SERT OLURUZ... Şex Said Seriyyeleri.
06 Eylül 2017 Çarşamba 21:47
@kürdi
artık kürtlerin hayal kurduğu dönemler bitmiştir belki bağımsızlık için bedel ödeyecekler ama şuda kesin ödeteceklerde bunun karşısında kimse duramaz
20 Ağustos 2017 Pazar 17:05
@rojj
bağımsız kürdistan kürtlerin ana süütü gibi helaldir lazımdır artık süürgecilerde bunu anlamalı bunun önü kesilemez
20 Ağustos 2017 Pazar 17:02
@Ziyaretci
SÖZ KONUSU KÜRTLERİN BAĞIMSIZLIĞI OLUNCA "BÖLÜNMEYİ" GÜNDEME GETİRİRLER
13 Ağustos 2017 Pazar 12:32
@Ziyaretci
GORAN ABD YEMİ HİZMET EDYOR? NE BU YA
13 Ağustos 2017 Pazar 12:30
@Ziyaretci
ne zaman kürtler bağımsızlık dese birileri çıkıp " ikinci israil devleti kuruluyor" yazıklar olsun
13 Ağustos 2017 Pazar 12:28
@can
Eğer Kürtler bulundukları devlete bu benim devletim diyemeyecek hale getirilmişlerse kabahati o devletlerde aramak gerekir. Aynen öyle
12 Ağustos 2017 Cumartesi 20:29
@CAN
Türkiye ve İran`ın bağımsızlık karşıtı duruşu, başından itibaren Astana anlaşmasıyla kabul ettikleri “ülkelerin toprak bütünlüklerinin korunması” ilkesi ile ilgilidir. KESİNLİKLE ÇARPITIYORSUN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜYLE ALAKASI YOK.
12 Ağustos 2017 Cumartesi 20:22
@yüksekova
Çok ince dokumuşsun hocam, iran ve türkiyeynin referanduma karşı olmalarını çok ustaca ırakın toprak bütünlüğü ve astana gürüşmelerine bağlamışsınız
12 Ağustos 2017 Cumartesi 20:18
@Ziyaretci
bağımsız kürdistan hayal
12 Ağustos 2017 Cumartesi 19:44