Hisler Yumaðýna Takýlan Kuþum!
Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Hisler Yumaðýna Takýlan Kuþum!
27 Ekim 2015 Salı 14:40


Hisler Yumaðýna Takýlan Kuþum!
“Gerçek yolculuk, kendine yapýlan yolculuktur!”

(Mevlana Celaleddin Rumi)

Su misali geçip giden zaman, sermayesi buz olaný hatýrlatýyordu ona. Hýzla tükenen günler, koþuþturup duranlarý; mutlu olmak bir yana günden güne yýprananlarý anýmsatýyordu. Önüne bir türlü geçemediði saliseler ise hýrslarýnýn esiri olanlarý; anlýk duygularýn ardý sýra takýlýp kalmýþlarý oturtuyordu düþünce merkezine…

Bir el vardý! Kaderi yazan, yöneten bir el…

Bir el vardý! Yaþantýsýna start veren, yönlendiren bir el…

Bir el vardý! Tüm zamanlara hükmetmiþ, hükmeden bir el. Farkýndaydý…

Ancak anlamlandýramadýðý ve netleþtiremediði çok þey vardý. Bu çok þeyleri, o az þeylerin gölgesinde barýndýramayýþýn ýstýrabýyla kývranýyordu. Esasen hayatý yüzüne okumayý, geliþi güzel yaþamayý içine sindiremiyordu. Layýðý bu deðildi! Bu olamazdý, biliyordu…

Zaten bu nedenle her bir olay, baþka baþka olaylarýn ve durumlarýn kapýlarýný açýyordu belleðine. Bu yüzden çok dönüktü içine…

Hisler! Tarifi ne mümkün bu yumaðýn; çözümü ne mümkün…

Kuþlar! Acaba onlar da hisleri gibi ve bir o kadar dolanabiliyorlar mýydý göklerde? Bir yol bulsa, kanatlarýna konsa; artlarý sýra takýlsa gezdirirler miydi onu da? Özgürce dolanabilir miydi semada, bu sayede? Adýný koyabilir miydi, duygularýnýn? Hacmini belirleyebilir miydi?

Ama ne mümkün!

‘Ýlla mümkün’ dedi bir ses…

‘Hem de ne mümkün!’

Ya neyle mümkün? Nasýl mümkün?

***
Emsalsiz ve doyumsuz kokular alýrdý bazý zamanlar... Nerden geldiði muamma! Neyle duyduðu muamma! Öyle ya, burnu kapalýyken nasýl koku alabilirdi insan? Peki ya bir tek buruna mý hastý koku almak?

O birçok þey, hücum etmiþti yine belleðine. Bir aðýrlýk çökmüþtü yüreðine. Ne zaman anlamlandýramadýðý bir duygu konuþlansa içine, daldýkça dalardý hayal âlemlerine… ‘Ya netleþeceksin’ derdi duygularýna; ‘Ya da beni terk edip gideceksin!’

Ne var ki çekip gitmesin istiyordu. Kalsýn ve uçursun istiyordu onu, semanýn sonsuz derinliklerine… Yerin bitirdiklerine… Hayatýn inceliklerine… Ve yaradýlýþ hikmetine…

Evet, evet! Yaratýlýþ hikmetine. Zira birbirinden farklý ve birbirinden latif onca kokuyu burnuyla duyumsamadýðýný artýk anlamýþtý…

Semada özgürce dolaþma hayalini, bedeninden ziyade ruhunun kurduðuna dair berraklaþan hisleri vardý. Ölünce bedeni çürüyüp gideceðine göre, iþin sýrrý ruhtaydý. Asýl iþ ruhtaydý… Ruhun arzuladýklarý, bedenin arzuladýklarýndan evlaydý. Ve kat kat fazlaydý. Ruh olmazsa beden, sahi ne iþe yarardý? En çok sevdiði bile, ölüp gittikten sonra elini tutar da sarýlýr mýydý?

‘Rabbiþ rahli sadri’ dedi vehleten…

Ne çok sevmiþti bu duayý. Daha ilk duyduðu andan itibaren diline dolamýþtý. Duadan çok onun için, bir ilticaydý. Her iltica esasen bir dua mýydý? Yoksa her dua bir ilticanýn kapýsýný mý aralardý? Talip, merciine ulaþabildikten sonra sahi ne önemi vardý? Talebin kabul olup olmayýþý bile artýk anlamsýzlaþmaz mýydý?

‘Kuþum’ dedi usulca…

‘Ne olur uç! Uçabildiðin kadar git. Ýstediðin kadar dolan. Ne zaman istersen o zaman dön. Ancak kanadýn kýnalý olsun! Gel ve avuçlarýma kon… Kon ve gördüklerini anlat… Bana oralardan, bana kýnalý koçlardan, bana kurbanlardan, bana razý olunandan, bana razý olunmuþlardan, bana aþktan haber getir!’

Derin bir soluk aldý. Usul usul býraktý. Gözleri hala kapalý adeta haykýrdý…

‘N’olur kuþum! Dön ve bana beni; bana vuslatý anlat!’

‘Ya da’ dedi son bir gayretle…

‘Beni de götür yanýnda! Bu yolculukta yoldaþýn olayým. Ben sana yoldaþ sen bana yaren, çýkalým bir yolculuða… Býrakalým arkamýzda, ne varsa dünyalýk namýna… Uzasýn önümüzde yollar, yemyeþil çayýrlar, masmavi gök ve bembeyaz sema… Yoruldum artýk, desem de sen beni býrakma! Tut elimden… Olmadý al kanatlarýna, uçur aydýnlýða…

Uçur, ýsýnayým! Yüreðimin buzlarý erisin…

Uçur, piþeyim! Kalbimin karalarý erisin…

Uçur beni kuþum! Ki yanayým. Nefsimin cidarlarý erisin… O çelikten halatlarý sökülsün… Ateþ güle, gül bülbüle dönsün…’

Bir an duraksadý. Kimi, neyi arýyordu böyle yana yakýla? Ne istiyordu? Hislerinin esiri mi, hamalý mý olmuþtu? Hamil mi bellemiþti yoksa hislerini kendine? Neden bu kadar duygu yüklenmiþti gönlüne? Altýndan nasýl kalkacaktý, yine?

‘Rabbim’ dedi mustarip bir gönülle…

‘Göðsümü geniþlet! Ufkumu geniþlet. Basiretimi aç. Yolumu aç. Asýl ve asil yolculuðumda bana yoldaþ ol. Yol göster. ?üphesiz ki; yolunu kaybetmiþlerin hamisi yalnýz Sensin, Sen…

Hisler yumaðýna her seferinde takýlýp kalan kuþumu, her seferinde Sen uçur Rabbim!

Bilirim Senden geldik; dönüþümüz de ancak Sanadýr Rabbim!’

Elif Yüksek
Bu Yazi 1336 kez okundu
  UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Toplam (0) adet yorum eklenmiştir.
» Birbirimizin Ýzzetini Koruyalým! 12 Aralık 2015 Cumartesi 16:30
» Yýrtýk Ayakkabýlar 05 Mayıs 2015 Salı 03:58
» ?ze Güvenli Bir Yolculuk! 10 Şubat 2015 Salı 15:06
» Gönül denizimizin sahiline neler vuruyor? 14 Ocak 2015 Çarşamba 17:29
» Allah'a Ismarlanmak! 19 Ocak 2013 Cumartesi 23:25
» Baþörtüm! 21 Aralık 2012 Cuma 17:02
» Sevgiyi vefayla taçlandýranlar! 13 Kasım 2012 Salı 00:51
» Ayet Bakýþlým! 14 Ekim 2012 Pazar 14:57


EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

ALINTI YAZARLAR
Diğer Yazarlar

SON YORUMLAR